25 Ocak 2021 Pazartesi

OĞUZLAR VE KİEV RUSYASI "Oğuzların Doğu-Orta Avrupada varlığı ,Hazar Devletinin Yıkılması ve Rusyanın kuruluşundaki etkileri"

 


OĞUZLAR VE KİEV RUSYASI
"Oğuzların Doğu-Orta Avrupada varlığı ,Hazar Devletinin Yıkılması ve Rusyanın kuruluşundaki etkileri"
Prof.Dr.Ovez A. GUNDOGDIYEV
İki bin yıllık zaman dilimi içinde, Doğu ve Orta Avrupa coğrafyasına Türkçe konuşan kabileler; Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Peçenekler, Oğuzlar, Tatarlar vs. yerleşmişlerdir. Bu yer değiştirmelere her zaman gereken önem gösterilmemiştir. Bu makalemiz, kalabalık Oğuz kitlelerinin Doğu Avrupa’ya göçleri hakkındadır.
Bu göç grubuna geleneğe uygun olarak “Kuzey” adını verdik. Aslında Oğuzlar Avrupa’da VII. yüzyılda Hazar Devleti’nin sınırları içindeyken de görülmektedirler.
Ancak en büyük hareketlilikleri IX. Yüzyılda Peçeneklerin, onların büyük topluluğundan ayrılmasıyla başlar. Sır-Derya Oğuz Devleti’nden ayrılan Peçenekler, Hazar Kağanlığı’nın sınırlarında kabileler birliği halinde şekillendiler [Gundogdıyev, 1995]. Kaynaklarda, aynı dönemde Oğuz Devleti’ne bağlı olmayan ve Hazar Devleti’nin sınırlarında yaşayan diğer Oğuz kabilelerinden de bahsedilmektedir.
Onlar “Guzların Bozkırı” olarak bilinen, Aral Denizi’nden Hazar Denizi’ne kadar olan geniş sahayı işgal etmişlerdi [Gundogdıyev, 1995].
Hazar Kağanı, daha önce bir kısmı kendisine tabi olan Peçeneklerin (Beçene) güçlenmesine müsaade etmek istemiyordu. Kağan, yeni düşmanlarını birlikte yok etme umuduyla Oğuzlar ile askerî ittifak kurdu.
Daha sonraki olayları, Bizans imparatoru VII. Konstantin Porphyrogenitus, 948 yılında kaleme aldığı “De Administrando Imperio” adlı eserinde şöyle anlatıyor; “…Peçenekler ilk olarak İtil (Volga) ve Geyhe (Ural) kıyılarında Hazarlar ve Uzlara (Oğuzlar) komşu olarak yaşıyorlardı. Uzlar, elli yıl önce Hazarlar ile ilişkiler kurdu ve Peçeneklerle savaşarak, onlara üstünlük sağladılar, ülkelerinden kovdular ve o günden beri orayı, Uzlar ellerinde tutmaktadır. ” [Ahincanov, 1989].
Nitekim, sonuç beklentilerin ötesine geçti. Oğuzlar, 898’de Hazar Kağanı’nın da arzuladığı gibi Peçenekler’e karşı galip geldiler.
Fakat bundan sonraki olaylar tamamen başka bir şekilde gelişti.
Oğuzlar, Peçenekleri kendi topraklarından kovdular ve Hazar Kağanlığı’nın sınırlarına yaklaştılar. Ancak, Hazarlar daha güçlü ve tehlikeli bir düşman olarak karşılarına çıkmıştı.
Peçenekler batıya gittiler. Onların ilk darbeleri Dinyester ile Dinyeper nehirleri arasında yaşayan Magyarlar’a (Macarlar) oldu. Bulgar Çarı Simeon, Peçeneklerin en etkin yardımcısıydı, çünkü Magyarların yok olmasını istiyordu. İki taraftan kıskaca aldıktan sonra sonuncular Tuna’ya ilerlediler. Galip gelerek Panonya’ya yerleştiler. Peçenekler ise Dinyeper, Donetsk ve Don bozkırlarının sahibi oldular [Gundogdıyev, 1998, 34].
Peçenekler Rusi’de2 ilk defa 915 yılında göründüler: “İlk olarak Rus topraklarına gelen Peçenekler, İgor ile bir barış antlaşması yaptılar ve Tuna’ya doğru ilerlediler” [Gundogdıyev, 1998, 35].
Konstantin Porphyrogenitus, Peçenekleri sekiz kabileye, onları da genel olarak kendi içinde iki kısma ayırmaktadır.
Dinyeper’den İtil’e kadar uzanan bölgede Tsur boyları (Kuartsitsur- annesi- Bora Tolmaç), Tsopon (Vulatsopon-Bulla Çopon).
Diğer dört boy ise Ruslar ve Bulgarların komşuları olan: Hopon (Giazihopon-Yazı Gopon), Gila (Havukingila-Kabugşın Yula), Haravoi (Kara Bay), İrtim (İavdiertim-İabdı Ertim) [Pletneva, 1990, 13].
Aynı yıl içinde (915) Kiev Knezi İgor, Peçenekler ile bir saldırmazlık antlaşması yaptı. Rusların Bizans seferinin, Yunanların Kievlilerin gemilerine ateş açması sonucu başarısız olmasıyla İgor,Peçeneklerden yardım istemiştir. Büyük bir ordu hazırlayan Kiev Knezi, Bizans üzerine yürüdü. Bulgarlar ise imparatora: “Ruslar geliyorlar ve Peçenekleri de yanlarına aldılar” diye haber yolladılar [Povest Vremennıh Let, 1985, 8].
İmparator hemen, vergi ödemeye hazır olduğunu bildirmek üzere Igor’a bir elçi, Peçeneklere ise birçok hediye ve altın gönderdi. Bizans, Peçenekler ile barış halinde yaşamak istiyordu.
Konstantin Porphyrogenitus [bu hususu] şu şekilde anlatır: “Roma İmparatoru, Peçenekler ile sulh halindeyken ne Ruslar ne de Türkler (Macarlar) Roma Devleti’ne karşı düşmanca saldırılarda bulunabilirdi.” [Saharov, 1991, 158].
Kiev knezleri de Peçenekler ile yalnızca müttefik olarak kalmaya çalışmışlardır.
İbn Havkal’a göre “[Peçenekler] Rusların dikeni ve güçleri idi” [Saharov, 1991, 159].
Knez Svyatoslav döneminde Kiev Rus Devleti topraklarını önemli ölçüde genişletmiştir. Fakat hala varlığını sürdüren Hazar Kağanlığı, Rusların Hazar Denizi’ne inmelerine izin vermiyordu. Bu yüzden Knez Svyatoslav, Hazarların eski düşmanları olan Peçenekler ve Oğuzlarla ittifak kurdu.
Müttefikler, 964 ve 965 yıllarında aynı anda Hazarlara hücum ettiler. Peçenek ile Kiev birlikleri batıdan, Oğuzlar ise Ural yönünden hareket ettiler. İtil (Volga) nehri yakınlarında iki ordu birleşti ve Hazarlara darbe indirdiler.
Geçmişin korkunç gücü, şimdi topraklarının birçoğunu ve kervan yollarının kontrolünü kaybetti. Oğuzlar, Peçeneklerin sınırlarına yaklaştılar [Gumilev, 1992, 44]. Peçenekler ve Oğuzlar sadece bu seferde değil, başka zamanlarda da Ruslar ile ittifaklar kurdular. Örneğin; 985 senesinde [müttefikler] Knez Vladimir ile İtil Bulgarları’nı hezimete uğrattılar, ardından da Hazarları yok ettiler. Bu olaylar esnasında Rus yıllıklarında3 ilk defa, sadece Oğuzlara hitap ifadesi olarak kullanılan “Torki” ismi geçmektedir.
Ama bu ismin niçin X. yüzyılda ortaya çıktığı bir soru işaretidir. Görünüşe göre Oğuz boyları bu asırda Kiev Rus Devleti sınırlarına yaklaşmışlardır. Göçebe Türk kabilelerinin yer değiştirmeleri, nesnel sebeplerden kaynaklanmaktaydı. Gumilev’in fikrine göre; X. yüzyıla kadar bozkırlarda Türk kabileleri denk güçlere sahipti ve her göçebe kabilenin kendi toprakları vardı, ancak X. yüzyıl boyunca süren kuraklık, bozkırların felaketi oldu.
Guzlar (Oğuzlar) ve Kanglılar (Peçenekler) Aral Denizi etrafındaki kurak bölgelerde yaşıyorlardı ve onlar Altay’ın eteklerinde yaşayan Kumanlar’a (Kıpçaklar) oranla daha fazla zarar gördüler [Gumilev, 1993, 301].
Kıpçakların saldırılarına dayanamayan Aral Oğuzlarının bir kısmı daha batıdaki bozkırlara göç ettiler. Fakat burada İslam’ı kabul eden Hazar kıyılarındaki kendi akrabaları ile mücadele etmek zorunda kaldılar.
XII. yüzyılda Şeref et-Tahir el-Mervezi şöyle yazmaktadır: “Bundan sonra Guzlar, İslam coğrafyasına komşu oldular, bir kısmı İslamiyet’i kabul etti ve onlar Türkmenler olarak adlandırıldı. Onlar [Türkmenler] ile İslamiyet’i kabul etmeyen Guzlar arasında düşmanlık, kavga başladı.
Guzlar arasında Müslümanların sayısı arttı ve İslamiyetin durumu da onlar arasında iyileşti. Müslümanlar kâfirlere karşı zafer kazandılar ve onları Harezm’den Peçeneklerin yerleşim bölgelerine sürdüler” [Gumilev, Hazar Çevresinde Bin Yıl].
Bu “Kâfir Guzlar”, daha doğrusu putperest [pagan] Oğuzlar, Rus yıllıklarında “Torki” olarak geçmektedir. Oğuz kabilelerinin tamamı Peçenekleri sıkıştırmaya geliyorlardı. Tahminen 1030’lu yıllarda, Karadeniz kıyılarındaki bozkırlarda, [Oğuzlar ve Peçenekler] arasında ikinci büyük savaş gerçekleşti.
Bunun ardından Peçenekler göçebelerin yeni bir dalgasıyla ezildiler. Karadeniz’in kuzey kıyılarının tamamı Oğuzlara tabi oldu. Azak Denizi ise Guz Denizi olarak adlandırılmaya başladı. 1040’lı yıllarda Asya’dan yeni Oğuz kabileleri geldi, daha doğrusu onlar oradaki Oğuzların kalıntılarıydı. Kıpçaklar ve Müslüman Oğuzlar tarafından iki yönden sıkıştırılan Guzlar kendilerini kurtarmak için Avrupa bozkırlarına doğru göç etmişlerdi. Bunların Avrupa bozkırlarına geliş dönemi, Türkmenistan’da yaşanan olaylara tekabül etmektedir.
1040 yılında Selçuklu ailesinin önderi, Oğuzların Kınık boyundan olan Tuğrul Bey, Dandanakan’da gerçekleşen savaşta Gazneli ordusunu yenilgiye uğratmıştı. Bu yıl Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir. Durumlarını pekiştiren Selçuklular, daha önce Oğuz Yabgu Devleti’nin halkını oluşturan putperest Oğuzları öldürdüler. El-Mervezi’ye göre “Müslüman Türkmenler, İslam ülkelerine yayılmışlar” ve o ülkelerin “hükümdarları ve sultanları olmuşlardır” [Jirmunskiy, 1962, 184].
Selçuklu hanedanına tabi olmayan Oğuz kabileleri zorunlu olarak sığınmak amacıyla başka yerlere gittiler. Rus Devleti’nin güney sınırlarında yeni yerleşim yerleri ortaya çıktı. 1049’da Oğuzlar, Rus knezi ile doğrudan temasa geçtiler. 1055’ten 1060’a kadar Avrasya bozkırları için Oğuzlar ile Rus Knezliği arasında büyük savaşlar meydana geldi. Oğuzların bir kısmı ise 1064'te Tuna'yı geçtiler, Makedonya ve Trakya’yı savaşarak aştılar ve Konstantinopolis'e [İstanbul] yaklaştılar. Yunanlardan büyük bir haraç alan Kuzey Oğuzları, Bizans İmparatorluğu'nun başkentinden uzaklaştılar [Gumilev, Hazar Çevresinde Bin Yıl, 217].
Bizans kaynaklarında “Uzlar” olarak geçen Oğuzlar, imparatorluğun Balkan bölgelerine göç etmişlerdir. Salgınların [hastalık] başlaması ve Bulgarların ani bir saldırısı Oğuzların bu grubunu neredeyse yok etti. Oğuzların hayatta kalanları ise imparator tarafından Makedonya topraklarına yerleştirilmiş, Bizans ordusunda Oğuzların süvari birlikleri peyda olmuştur. Müstakil Oğuz askeri liderleri Bizans’ta, yüksek devlet makamlarına getirildiler [Rasovskiy, 1933, 9]. Oğuzların Avrasya bozkırlarında kalan kısmı bir süre sonra Kiev ve Volınya knezliklerine yerleştiler. Fakat D. A. Rasovskiy, en eski Oğuz yerleşimlerinin bu olaylardan yüz yıl öncesinde Rostov-Suzdal topraklarında var olduğunu kabul etmektedir. Bu olaylar hakkında yazılı kaynaklarda bilgi bulunmamasına rağmen, yazar kendi argümanlarını şöyle gerekçelendirmektedir: “Ancak onların eski çağı, Güney Rusya henüz Türkleri tanımıyorken ve Peçenekler, Dinyeper kıyılarında dolaşıyorken, Kuzeydoğu Rusya’nın Doğu güzergâhında ilk olarak İdil bölgesinde Ruslarla karşılaşan ve sadece 70 yıl sonra Dinyeper kıyılarına ulaşan Türklerle zaten uğraştığını gösteriyor.” [Rasovskiy, 1933, 10] .
Oğuzlar, Kiev Rus Knezliği’nde önemli askerî ve siyasi rol oynamaya başladılar. Rus yıllıkları, onlardan “Torklar” adıyla aşağıda verilen tarihlerde bahsetmektedir;
985, 1054, 1055, 1060, 1080, 1093, 1095, 1097, 1098, 1105, 1116, 1121, 1125, 1126, 1151, 1154, 1159, 1160, 1161, 1162, 1169, 1170, 1171, 1172, 1173, 1190, 1235 [Pogodin, 1856, 193].
Yıllıklar, kabileleri ve isimlerini şu şekilde vermektedir: Peçenekler (yukarıda anlatıldı), Berendeiler (Oğuz’un Bayandır boyu), Kaepçiler (Oğuz’un Kay oba boyu), Kovuiler (Oğuz’un Kayı boyu), Boutlar (Oğuz’un Bayat boyu) ve ayrı boy isimleri:
Bastiler, Turpeler, Şelbirler, Revuglar, Olberler ve Tatranlar [Gundogdıyev, 1995а].
1050’li yıllarda Kıpçaklar Avrasya steplerinde saldırılarını yoğunlaştırdılar ve (dağılan) Oğuz kabileleri Rus topraklarına göç ettiler. Bu göçler sadece Kiev ve Volinya Knezliklerinin topraklarına yapılmamış; Rostov, Vladimir-Suzdal, Çernigov ve Pereyaslavsk Knezliklerine de yerleşmişlerdir.
Büyük bir topluluk Porosye’de (Kiev Knezliği) –Dinyeper’in sağ kolu ile güneydeki Rus ve kuzeydeki Stugna nehirleri arasındaki bölgede– yaşıyordu. Burada müstahkem yerleşimler inşa edildi.
1085’te ilk defa, kaynaklarda Torçesk adlı bir Oğuz kentinden bahsedilmiştir. Bu kent XIII. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş ve Kiev Knezliği’nin üçüncü büyük şehri olmuştur (90 hektar).
Hatta XII. yüzyılın ikinci yarısında, kentte bir Knezlik sarayı [taht] kurulmuştur [Kuza, 1985, 56–59].
Oğuzlar, eski Rus devleti için Kıpçakların yolunu engelleyen bir kalkan haline gelmiştir.
1093 yılında, Kıpçakların bir saldırısına maruz kaldılar. Bu olayda Torçesk kenti yandı ve çok sayıda insan hayatını kaybetti. Rus yıllıklarında bu olay hüzünlü bir şekilde, Oğuzlar’ın bu devletin tam, eşit vatandaşı olarak algılandığı belirtilmektedir. [Gundogdıyev, 2001, 51].
1097’de Bayandırlar ve Peçenekler, Lyahamiler (Polonyalılar) ile mücadelede Rus Knezlerinin safında yer aldılar [Radzivillovskaya Letopis, 1989, 92–93].
1116'da (diğer yıllıklarda 1114) Don Vadisi’nde kanlı bir savaş gerçekleşti, bundan sonra Don Oğuzları, zorunlu olarak Rus sınırlarına yaklaştılar. Fakat, Rusi’de yeni gelen göçmenler kabul edilmediler. Yıllıklarda bunlar, Bayandırlar (Berendeiler) ve Peçenekler olarak kaydedilmiştir. Macar kaynaklarına göre, Karpat Dağları’ndan geçen bu Oğuz süvarileri Çek, Slovakya ve Macaristan topraklarına ulaştılar. Bahsi geçen devletlerin siyasi hayatında onların [Oğuzların] rolleri çok büyüktür. Macar Prensi Tokson, Peşte şehrinin yönetimini kardeş iki Peçenek hanına verdi, Peçenek hanı Mog ise Macaristan’da “Palatin” ve “Bacs Büyük Jupanı” [Ortaçağda bir devlet görevi unvanı, ç.n.] gibi yüksek bir makamda yer aldı [Gundogdıyev, 1995].
Oğuz kabilelerinin yukarıda bahsi geçen ülkelerdeki büyük rolü, onlarla ilişkili bir dizi yer adları (toponim) ile gösterilmektedir (Slovakya, Çek, Ugriya - Macaristan); Slovakya’nın Bebrava ve Nitra ilçelerinde - Besne köyü, Berensbukos köyleri (Bukovets) ve Berenksvariya (Mıyavskiy bölgesi), Berençerna köyü (Rovensko). Berenç kalesi (1297), 1401 senesinde Kral Kalesi olarak dönüştürülmüş ve XIX. yüzyıla kadar varlığını sürdürmüştür.
Nitre Nehri kıyılarında dört Berenç köyü vardı: Berenç (günümüzde de mevcut), Büyük ve Küçük Berenç (1435) ve Aşağı Berenç (1287); Berenç büyük alanı (1156), Berenç yerleşkesi (1244), Rudnı dağı altındaki Prenç köyü; Oğuz, Peçenek isimlerinden gelmiştir.
Ondan başka Çek Cumhuriyeti’nin Krupnı ve Macaristan’daki Hotan şehirlerinde Bayandır ve Peçeneklere ait sayısı 30’un üzerinde yer adına ve belgelere rastlanmıştır. Oğuz kabilelerinin isimleriyle ilişkili olarak yaklaşık 200 köy, kale, yerleşim ve yer adı gösterilmiştir [Rasovskiy, 1933, 19-42].
Rusi’de kalan Oğuzlar - Bayandırlar, Peçenekler, Kayılar, Bayatlar ve diğerleri hayatlarını sürdürmek için bir birlik oluşturmaları gerektiğinin farkına vardılar. Bu birliğin oluşumunda Bayandır kabilesi birleştirici bir rol oynamıştır.
Bu kabileler birliği “Karakalpak” olarak adlandırılmış veya Rus yıllıkları onları “çernıye klobuki” [Karakalpaklar] olarak nitelendirmiştir. Bu isimden kaynaklarda ilk defa 1146 yılında bahsedilmektedir [Pletneva, 1973, 24].
Karakalpaklar, Kiev Knezlerinin aktif yardımcıları oldular. 1146’dan 1202’ye kadar onların isimleri yıllıkların sayfalarında geçmemektedir. Onlar sadece Rusların dış düşmanları olmayıp, Knezlikler arasındaki mücadelelere de katılmışlardır.
Karakalpaklar, Kiev halkı ile birlikte, kendileri için [tahta] uygun görmedikleri prensleri tahtan indirdiler ve menfaatleri açısından onay verdikleri yöneticileri tahta oturttular. Tarihçi O. Suleymenov’a göre, Oğuzlar XII. yüzyılda Kiev üzerinde oldukça etkili olmuşlardır. “Devletin hazine işlerine, Kiev halkıyla beraber Knez seçimlerine katılırlardı. Knez seçiminde onların fikirlerini mutlaka yıllıklara kaydediyorlardı” [Suleymenov, 1990, 493]. Oğuzlar ücretli asker değildi, “Varyaglar, Novgorod'dan talep ettikleri gibi hizmet için para değil, şehirde yaşama hakkını istiyorlardı.” [Suleymenov, 1990, 491].
Oğuzlar Rusi’de, Kievliler ile eşit haklara sahip bir şekilde yaşıyorlardı. Doğal olarak, mükemmel savaşçılardı; Kiev Knezlerinin askeri kadrolarına girdiler ve askeri liderleri ise en sıradan Rus feodal knezleri gibi kendilerine bir votçina [miras, toprak mülkü] talep ediyorlardı.
Şu halde, bu “Oğuz-Rus” hanları, Olgoviçlerin Kiev tahtına geçmesini istemiyorlardı. Vsevolod’un ölümünden sonra Kiev knezi olarak, İzyaslav’ın amcası İgor tahta çıktı. Oğuzlar ise Monomah’ın torunu İzyaslav’ın tahta geçmesini istiyorlardı. Üstelik Kievliler de bu konuda, Oğuzlarla görüş birliği içindeydiler. İzyaslav bir sefere çıktı ve İgor birlikleriyle onu karşılamak için hareket etti. Torkiler, geriden İgor’a saldırmamış olsaydı, İzyaslav mağlup olacaktı. İzyaslav ve İgor arasındaki bu mücadeleye, Dolgorukiy [Uzunkol] olarak bilinen Suzdal Knezi Yuriy (İgor’un kardeşi) müdahale etmiş, fakat İzyaslav’un gücü giderek daha da artmıştır.
1150 yılında Karakalpaklar’ın tamamı, kendi silahlarıyla İzyaslav tarafına geçti ve ona katıldı [Pletneva, 1990, 77]. Knez bu durumdan çok memnun olmuş ve şu ifadeleri kullanmıştır: “Eğer sadece Karakalpaklar bizimle beraberse, o zaman korkacak kimsemiz olmayacaktır” [Pogodin, 1856, 204].
İzyaslav, bahsi geçen yılda sadece Oğuzların desteğiyle Kiev’de Knezlik tahtına oturdu. İzyaslav’a yardım edenler arasında yer alan Bayandırlar ve Turpeiler, özel bir konuma sahip oldular.
Yuriy Dolgorukiy’in büyük ordusu ve Polovetsler (Kıpçaklar) ile birlikte Knezliği ele geçirme girişiminden dolayı İzyaslav, Kiev’i iki defa terk etmek zorunda kalmıştır.
Macar Kralından yardım isteyen İzyaslav, 10 bin Macar süvari ve güvenilir Oğuz birlikleri ile Kiev’e saldırdı ve şehri tekrar ele geçirdi. Macar Kralına hitaben yazdığı mektubunda teşekkür ifadeleriyle birlikte aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:
“Tanrı bizim koruyucumuzdur, halk ve Karakalpaklar dostumuzdur” [Karamzin, 1988, 149].
1151 yılında Suzdal askerî birlikleriyle Yuriy, kendi kuvvetlerinin başındaki Çernigov (Olgoviçi) knezleri ve aynı şekilde Kıpçaklar birleşik bir orduyla Kiev üzerine sefere çıktılar. Oğuzlar, İzyaslav'ın savaşa girmesine izin vermediler, fakat onun kardeşi Vladimir’in önderliğinde savaşmaya karar verdiler.
Fedakârlık göstererek, savaşta tüm saldırılara karşı kendilerini öne çıkardılar. Ailelerini ve hayvanlarını Kiev Kalesi duvarlarının yakınına gönderen Karakalpaklar, tüm askerleriyle düşmanlarına karşı savaşa girdiler. İlk olarak Suzdal birlikleri dirençlerini yitirdiler, onların ardından Çernigov askerleri ve Kıpçaklar da kaçtılar [Karamzin, 1988, 151].
Sonraki yıl (1152) İzyaslav’ın oğlu Mstislav, Bayandır ve Peçenek birlikleri ile Polovetsleri [Kıpçaklar] püskürttü. Onlar Polovetsler’e karşı zafer kazandılar ve onların elindeki esirleri kurtardılar. Aynı yıl İzyaslav sadece Bayandır birlikleri ile Galitsk Knezliği ordusunu hezimete uğrattı [Karamzin, 1988, 149].
1153’te Mstislav, Bayandır ve Peçenekler ile iki defa Kıpçaklar üzerine sefere çıktı. İlkinde Kıpçaklar, Orel ve Samara nehirlerinin kıyılarında, ikincisinde de Psla4 nehri yakınlarında mağlup edildiler [Karamzin, 1988, 157].
Kiev Rus Devleti’nin büyük Knezi İzyaslav, 13 Kasım 1154 tarihinde öldü. Onu sadece Ruslar değil, Oğuzlar da çok seviyordu: “Rus topraklarındaki herkes ve tüm Karakalpaklar’ın tümü, babalarından daha fazla, kendi çarları ve efendileri olarak onun için ağladılar.” [Karamzin, 1988, 149].
Yuriy Dolgorukiy 1155 yılında Kiev’in Knezi oldu. “Yıllıklarda şöyle anlatılıyor: Yuri, 663 (1155) yazında Kiev’e geldi ve tahta oturdu, onun oğulları Andrey, Vışgorod; Boris, Turov; Gleb, Pereyaslavl; Vasilko, Porosye şehirlerinin knezleri olarak atandılar. O yılın baharında Porosye’de Berendeiler, Polovetsler’i mağlup ettiler [Letopisnıy Svod…, 1963, 32–33].
En önemli husus olarak, Porosye diğer knezliklerle eşit duruma gelmiştir ve buraya belirli ve ayrı bir knezin gönderilmiş olması dikkat çekicidir. Bu Oğuz ittifakının ne kadar güçlü olduğunu ve onların şehirleri ile yerleştikleri köylerin sayısının oldukça arttığını göstermektedir ki, hatta eski Rusi topraklarında başkenti Torçesk olan Oğuz Özerk Knezliği’nin bile kurulduğunu ifade edebiliriz.
Bu knezlik, Kiev Rus Devleti’nde en büyük askerî güce sahip olanlardan biriydi. Onların katılımı olmadan, önemli hiçbir askeri-siyasi olay çözüme kavuşturulamazdı. Bunu sonraki delil göstermektedir.
1167’de Kiev Boyarları5 Vladimir’i, Kiev Knezliği için davet etmişler, ama Vladimir, Kiev halkının davetlerine rağmen ilk önce izin almak için Bayandırlara gitmiştir. “Fakat Oğuzlar ona ok attılar ve kaçan Vladimir, Kiev’e girmeye bile çalışmadı [Letopisnıy Svod…, 1963, 36].
1170 yılına geldiğinde artık Kiev’in itibarı sarsılmış, Eski Rusi’deki siyasi gelişmelerde Kiev değil, Vladimir-Suzdal Knezliği rol oynamaya başlamıştır. 1172’de Yuri Dolgorukiy’nin oğlu Andrey Bogolyubov, Kiev Knezliği’ni, Torçesk kentinde knezlik yapan küçük kardeşi Mihail’e verdi. Oğuzlar bu haberi iyi karşılamışlardı, çünkü onların knezi artık Büyük Knez olmuştu. Büyük knez olan Mihail’in, Torçesk şehrinde Oğuzların koruması altında hayatını sürdürmesi dikkat çekicidir [Karamzin, 1988, 11–12, 25].
Rus topraklarında Oğuz Knezliği, Moğol istilasına kadar varlığını sürdürmüştür.
XII. yüzyılın 90’lı yıllarında anne tarafından Polovets olan Rostislav Ryurikoviç’in Torçesk’te, knezlik makamında bulunması ilginçtir. Rostislav, Türkçeyi çok iyi konuşuyordu.
Dolayısıyla, Dinyeper Kıpçakları Rostislav ile akrabaydılar; Rostislav onlar [Kıpçaklar] üzerine bir kez bile sefere çıkmamıştır.
Ancak Rostislav’ın, Oğuzlar ile birlikte 1190, 1192 ve 1193 yıllarında Lukomorya Kıpçaklarına karşı şiddetli saldırılar düzenlediği bilinmektedir. [Pletneva, 1990, 152]. Kiev yıllık yazarları, dikkatlerini Oğuzlara ve Rostislav’a o kadar çok vermişlerdi ki, Rostislav’ın babası olan Büyük Knez Rurik “bazen Torçesk Boyarlarının ve kendi evladının gölgesinde kalıyor” idi [Rıbakov, 1972, 146].
Oğuz hanları, beyleri ve ünlü savaşçılar birçok kez Kiev’deki knezlik şölenlerine davet edilmişlerdir. Büyük Knez, onları bizzat hediyelerle uğurluyordu. Bu hanlar Kiev Devleti’nin kalkanları ve koruyucuları olmuşlardır. Oğuzlar hakkında yıllıklarda verilen bilgiler XII. yüzyılın sonunda ve XIII. yüzyılın başında sona ermektedir.
1169’da Peçenekler, 1202’de Karakalpaklar, 1206’da Berendeiler, 1235’de de Torklar hakkında son bilgiler kayda geçirilmiştir [Rasovskiy, 1933, 62].
O. Suleymenov’a göre: “Eğer XII. yüzyılda “Rus vatanseveri” kavramı mevcutsa, o dönemde bu öncelikle Kiev Knezliği vatanseverliği ile ilgili olacaktı. Kiev boyarları, Karakalpaklar, Torki ve Berendeiler onlardandı. Türklerle kan, kültürel ve politik bağlar açısından oldukça yakın olmalarından dolayı, XII. yüzyıl Rusları ırkçı olamazdı. Rus Devleti ile Pole6 arasında sıkı bir bağ oluşmuştu” [Suleymenov, 1990, 459–460].
Diğer bir yazar, ünlü tarihçi M. İ. Artamonov, görüşlerinde harika bir sonuca ulaşmış, Guzlar ve Slavyanların, Kiev altın tahtı etrafındaki birliği hakkında şu ifadeleri kullanmıştır; “Bu birlik sadece Rus Devleti’nin gelişmesi için değil, aynı zamanda eski Rus kültürünün hızlıca gelişmesi için imkân ve perspektifi hazırladı” [Artamonov, 1962, 458].
1240 tarihinde Moğollar Kiev’i işgal etti. Oğuz kabilelerinin birçoğu, Kıpçakların sağ kanadı ve Oğuzların sol kanadığını yönettiği Altın Orda Devleti’ne dâhil oldular.
Moğol Hanlığı'na dahil olmayan Oğuzlar, daha sonra Kazak7 olarak adlandırılmışlardır [Gundogdıyev, 1996, 17–18].
KAYNAKÇA
Ahincanov, S. M., Kıpçaki v istorii srednevekovogo Kazahstana, Alma-Ata 1989.
Artamanov, M. İ., İstoriya Hazar, Book on Demand, Leningrad 1962.
Gumilyev, L. N., Drevnyaya Rus i Velikaya Step, Eksmo, Moskova 1993.
Gumilyev, L. N., Ot Rusi k Rossii, Ėkopros Moskova 1992.
Gumilyev, L. N., Tısyaçeletiye vokrug Kaspiya, Azerneşr, Moskova B. G.
Gundogdıyev, O. A., “Kazaki”, Politiçeskiy sobesednik, No. 7, Aşhabad 1996.
Gundogdıyev, O. A., “Oguzı v Drevney Rusi”, Veçerniy Aşgabat, Aşhabad 1995a.
Gundogdıyev, O. A., “Peçenejskoye gosudarstvennoye obedineniye”, Türkmen tarıhında dövlet meselesi (gadımıyet ve orta asırlar), İstanbul 1998.
Gundogdıyev, O. A., “Peçenegi”, Veçerniy Aşgabat, Aşhabad 1995.
Jirmunskiy, V. M., “Oguzskiy geroiçeskiy epos i “Kniga Korkuta”, Kniga moyego deda Korkuta (oguzskiy geroiçeskiy epos), Moskova-Leningrad 1962.
Karamzin, N. M., İstoriya gosudarstva Rossiyskogo, Kn. Pervaya. T. II, Moskova 1988.
Kuza, A. V., “Drevnerusskiye poseleniya”, Drevnyaya Rus (gorod, zamok, selo), Moskova 1985.
“Letopisnıy svod 1497 g. Letopisnıy svod 1518 g. (Uvarovskaya letopis)”, Polnoye sobraniye russkih letopisey, T. 28, Moskova-Leningrad 1963.
Pletneva, S. A., Drevnosti Çernıh Klobukov, Moskova 1973.
Pletneva, S. A., Polovtsı, Moskova 1990.
Pogodin, M. P., İssledovaniya, zameçaniya i lektsii o rosskoy istorii, T. 5, Saint-Petersburg 1856.
“Povest vremennıh let”, Hrestomatiya po drevnerusskoy literature, Moskova 1985.
“Radzivillovskaya letopis”, Polnoye sobraniye russkih letopisey, T. 38., Leningrad 1989.
Rasovskiy, D. A., “Peçenegi, Torki i Berendei na Rusi i v Ugrii”, Seminarium kondakovianum No. VI, Prag 1933.
Rıbakov, B. A., Russkiye letopistsı i avtor “Slova o polku İgoreve”, Moskova 1972.
Saharov, A. N., Diplomatiya Svyatoslava, Moskova 1991.
Suleymenov, O., Az i Ya, Teas Press, Alma-Ata 1990.


18 Ocak 2021 Pazartesi

Hakas Türk'leri kendilerine Tadarlar da demektedirler. Geleneksel inanışları Şamanizm. En yakın akrabaları Kırgızlar, Altaylar, Şorlar, Telengitler ve Teleütlerdir...

 











Hakas Türk'leri kendilerine Tadarlar da demektedirler. Geleneksel inanışları Şamanizm. En yakın akrabaları Kırgızlar, Altaylar, Şorlar, Telengitler ve Teleütlerdir...


Hakaslar Hakaslar (Тадарлар) Хакасы.JPG Хакаски с детьми.JPG Önemli nüfusa sahip bölgeler Rusya Rusya (Hakasya) 72,959[1] Ukrayna Ukrayna 162[2] Diller Hakasça, Rusça Din Şamanizm, Rus Ortodoks Hakaslar, Sayan dağlarından kuzey denizine doğru Yenisey Nehri boyunca uzanan bölgede oturan göçebe Türk boylarına denir. Hakaslar, Abakan Türkleri, Yenisey Kırgızları, Minusinsk Tatarları veya Abakan Tatarları gibi değişik adlarla da anılmışlardır.[3][4] Esas olarak. geçen yüzyılda Abakan Türkleri olarak adlandırılan Hakaslar çeşitli ağız ve lehçeleri konuşan Güney-SibiryalıTürk halklarının bir bölümüdür. Doğu-Sibiryanın güneyinde yaşayan Hakaslar Sagay, Kaça, Beltir. Şor Türklerinden oluşur, Hakasça da bunların ortak yazı dilinin adıdır.[5] Hakaslar, Çin kaynaklarında 黠戛斯 xiájiásī (Kırgız) olarak geçen Yenisey Kırgızlarının torunları olup eski adları Hooray yerine Ruslarca önce Tatar, sonra da 1923 yılında Hakas adı verilmişştir.[3] Resmen Hristiyan sayılmalarına rağmen dinî pratiklerinde şamanist unsurlar da mevcuttur. İçindekiler 1 Abakan boyları 2 Nüfus 3 Yönetim Yapısı 4 Örf ve Adetler 5 Edebiyat 6 Giyim kuşam 7 Ayrıca bakınız 8 Kaynakça 8.1 Makale ve Kitaplar

Abakan boyları Kaç boyu Koybal boyu Sagay boyu Kamasin boyu Beltir boyu Şor boyu Kızılkaya boyu Aba boyu Kızıl boyu Tuba boyu Küerik boyu

Nüfus Hakas nüfusu 1939 sayımına göre 52.000'dir. 1959'da ise 56.600 olan nüfusun 40.000'ini Hakaslar oluşturmaktadır. Ülkede Hakasların dışında Ruslar, Ukraynalılar ve Tatarlar yaşar. Tabii Hakas özerk bölgesi dışında, Krasnoyarsk ve Tuvada'da Hakasların yaşadığını belirtmek gerekir. 1989'da ise Hakasça konuşanların toplamı 81,428'dir.[5] Yönetim Yapısı Abakan boylarında "yasaul (yasağul/yasavul)" adı verilen bir yardımcısı olan başka idare eder. Başkanlar seçimle gelir. hukuki sorunlar "bozkır kanunlarına" göre mahkeme ile çözülür. Çarlık Rusyasında bu mahkeme kararları meşru kabul edilmiştir. "Çayzan" (Moğolca Zaysan sözcüğünden) kavramı da toplum içerisinde statü belirleyicisi olarak kullanılmıştır.[6] Örf ve Adetler Hakaslar örf ve adet bakımından Altay Türklerine benzerler. Erkek elbiseleri Ruslarınki gibidir. Kadınlarınki daha farklıdır. Saçlarına süs esyaları takarlar. Genç kızların yörüklerdeki gibi 15-20 örgülü belikleri vardır. Evlenmelerde kız beğenme, kız isteme, düğün ve düğün ziyaretleri merasimleri vardır. Kalın (gelin) kaçırma ve karşılığında kız tarafına "kalın ödeme" adeti vardır. Evli kadınların kocalarını terketmesi halinde "kalın" erkek tarafına geri ödenir. Doğan çocuklara eski adetlere göre ad verilir. Çocuklar altı aylık olduğunda resmi olarak Hristiyan gözüktükleri için vaftiz edilirler ve bir Hristiyan adı alırlar; ancak bu ad günlük yaşamda kullanılmaz. Şaman dininin kurallarına göre hareket ederler. Tahta sandıklara kotydukları Ölülerine elbise giydirip mezara atının eğeri ile birlikte kurganlara gömerler. Gömülmeden sonraki üç, yirmi, kırk ve yüzüncü günlerde çeşitli törenler yapılır ve yemek verilir. Kırkıncı gün töreninde ölenin atı kesilir, eti yenir; atın başı bir mızrak ucunda mezarın başına dikilir. Edebiyat Hakasların sözlü edebiyatları zengindir. Bu ürünler içerisinde çok hacimli olmayan, eski Türk kültür ve inancının izlerini yoğun bir şekilde taşıyan kahramanlık destanları önemli bir yere sahiptir. Hakas foklorunda destanlar çoğunlukla alıptığ nımah bazen de çaalığ nımah şeklinde adlandırılmakta bunları icra edeır destancılara da haycı adı verilmektedir.[7] En çok bilinen destanlar: Alıp Soyan, Altın Pirkan, Ay Mökö, Kan Mergen, Altın Taycı, Kan Tögös, Altın Kus. Giyim kuşam hakas kadın kıyafetleri ile aksesuarları erkeklerinkine göre oldukça renkli ve çeşitlidir. Giysileri rengarenk olup genelde yıldız, çiçek ve geometrik şekillerle bezelidir. Zengin kadınların elbiselerinde mercan, gümüş ve altın düğmeler bulunur. Evli kadınlar bakır tele iliştirilen birkaç mercan boncuk, gümüş, sikke ve ipek püskülden oluşan küpe takarlar, dul kaldıklarında ise bunları çıkarır, sadece tek küpe takarlardı.[8] Kaynakça ^ "Окончательные итоги Всероссийской переписи населения 2010 года". 23 Ağustos 2011 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 1 Nisan 2013. (All Russian census, 2010) ^ State statistics committee of Ukraine - National composition of population, 2001 census (Ukrainian) ^ a b Viktor Butanayev & İrina Butanayeva (yazanlar); Yaşar Gümüş (Kırgızcadan aktaran, 2007). Yenisey Kırgızları: folklor ve tarih 4 Mayıs 2014 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Ötüken Neşriyat, 214 sayfa. ISBN 9754376128 ^ Aktaş, Erhan (2007). Hakas Kahramanlık Destanı Han Orba (İnceleme- Metin) 3 Mayıs 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans, İzmir ^ a b Mehmet,ÖLMEZ,"HAKASLAR VE HAKASÇA[ölü/kırık bağlantı]",Türkoloji Makaleleri 31 Mart 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. ^ HAKAS HALK ANLATMALARINDA İDARİ BİR UNVAN OLARAK "ÇAYZAN", Erhan AKTAŞ, Dr. Öğretim Üyesi - Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Motif Akademi Halkbilimi Dergisi, Cilt 11, Sayı 23 ^ Aktaş, Erhan Hakas Türk destanlarında başlangıç ve bitiş kalıpları. Prof. Dr. Filtrel Türknıen Kitabı, sayfa: 639-652 ^ Rusya'nın Sesi Radyosu : Hakas kadın takıları Wikimedia Commons'ta Khakassia ile ilgili ortam dosyaları bulunmaktadır. Makale ve Kitaplar Davletov, Timur B. "Hakas Türkleri ve Hakas Eli" (2008) Abakan city streets views4 Mart 2016 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi. Beyaz Arif Akbaş, Khakassia: The Lost Land (Kayıp Ülke Hakasya)20 Haziran 2018 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi., Portland State Center for Turkish Studies, Edirne 2007.



Resim Hakasya, Kızılkaya tepesinden, 2014

11 Ocak 2021 Pazartesi

Macaristan Başbakanı: “Biz Kıpçak Türküyüz”

 



Macaristan Başbakanı: “Biz Kıpçak Türküyüz”

Macaristan Başbakanı Viktor Orban: “Biz Kıpçak Türküyüz ve Atilla’nın torunlarıyız” Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın konuşması BAKÜ - Türk Dili

6 Ocak 2021 Çarşamba

Denisova İnsanı.

 



Denisova İnsanı.
Günümüzde Rusya, Kazakistan, Çin ve Moğolistan'ın birleştiği noktada olan Sibirya'nın Altay Dağları'nda yer alan Denisova Mağarası'nda; 280.000 yıl öncesine kadar uzanan mağaranın hem Neandertaller hem de Homo Sapiensler tarafından kullanıldığını gösteren işaretler vardır. 2008 yılında, mağarada genç bir kadının parmak kemiği bulunduğunda bilinen insan türlerine bir yenisi daha eklenmiş oldu ve bu türe mağaranın adı verildi. Bulunan kadın 60.000-48.000 yıl önce yaşamış ve daha eskiye gitmiştir; 2000'de bulunan erkek azı dişi de onun türüne atfedilmiştir. Şimdiye kadar Denisova ismini alan diğer iki fosil de azı dişidir; biri 2010'da bulunan kalıcı azı dişi ve diğeri son zamanlarda bulunan, yaklaşık 100.000 yıl hatta 150.000 yıl önce yaşamış çok genç bir kadına ait geçici azı dişidir. Bu da bu türün saptanan zaman aralığını büyük ölçüde geriye götürmektedir.
Genç kıza ait parmak kemiği, küçük bıçaklar gibi aletleri ayrıca Üst Paleolitik Çağ'ı gösteren cilalı taş süslemelerine de sahip olan bir tabaka bulundu (genellikle modern insanlarla ilişkili olan), bundan başka Orta Paleolitik Çağ ile bağlantılı olan yan kazıyıcılar ve Levallois yongaları (dikkatlice hazırlanmış çekirdeklerden yapılmış, el baltasıyla/iki yüzeyli aletle düzeltilenmiş) mevcuttur. Yine de şu an Denisova alet kullanımının hem detaylarını hem de kapsamlı özelliklerini belirlemek zordur.
Denisovalılar hakkında yayınlanan çalışmaların çoğu, genetik türden olsa da bize derli toplu bilgiler verebilir; örneğin, Denisova popülasyonunun nasıl bir çeşitlilik göstermiş olabileceği gibi. Şaşırtıcı şekilde, şu anki Denisova fosillerinin tümünün tek yerden gelmesine rağmen (Denisova Mağarası) Neandertaller, Denisovalıların coğrafi alanlarına geçtiği için en azından eşit şekilde çeşitlilik gösterdikleri gibi, bugün modern insanlarda görülen çeşitlilik daha alçak bölgelerde yer almaktadır. Kuşkusuz ki, Altay merkezli Denisovalı grup oldukça izole edilmiş olabilir. Tahminen bütün coğrafi alanlar üzerinde Denisovalılar daha fazla çeşitlilik göstermiş olmalıdırlar. Bazen fazladan fosiller bulmak çok talihlice olacaktır.
Genetiğin harika dünyası da Denisovalıları, insan soyunda sınırlandırmaktadır. Neandertallerin, Denisovalıların kardeş grubu olduğu ve onlarla ortak atayı paylaştıkları bellidir -tahmini olarak 473.000-430.000 yıl önce iki grup birbirinden farklıydı- aynı zamanda bu Neandertal-Denisova bölünmesi, kendi Homo Sapiens türümüzle de aynı soyu paylaşır. Bir taraftan hem Neandertallere hem de Denisovalılara öncülük eden, diğer taraftan da modern insan haline gelecek olan bu bölünme yaklaşık 765.000-550.000 yıl önce birbirinden ayrıldı. Bu evrimsel ilişki sadece başlangıçtır. Oysa her iki grupla olan bağlantımız daha iyi haber başlıklarını bile mümkün kılabilir.
İnsanın Akraba İlişki Ağı
Şimdiye dek toplanan mutlak kanıtlar sonunda doğrusal evrimin (evrimleşen bir türün bir başka türe evrilmesi ve daha sonra diğerine) kalıplaşmış fikirlerini yıkmaktadır. John Hawks'ın önerdiği gibi; Homo türünün evrimsel tarihi, içeri ve dışarı doğru akarsularla akan, bağlanan ve kopan, kollara ayrılan, karadan ayrılan ve devam eden muhtemelen bir nehir deltasında gibi görünüyor. İnsan türünün farklı grupları, çeşitli zamanlarda çeşitli yerlerde toplandılar ve melezleştiler. Böylelikle her yerde genetik yapıları değişti. Bizim hep yararlı Denisovalılığımız bu düşünceyi desteklemek adına büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır çünkü Neandertallerden Afrikalı olmayan modern insanlara (%2 Neandertal soyu) gen akışı zaten biliniyordu, şimdi ise bu gen akışı dışında Neandertallerden Denisovalılara, bilinmeyen arkaik insanlardan Denisovalılara ve tahmini 54.000-44.000 yıl önce Güneydoğu Asya Adaları ve Okyanusya'da yaşayan günümüz Malezyalılarından Denisovalılara gen akışı olduğunu artık biliyoruz (%2-4 Denisova soyu). Bu Denisova bileşeni ayrıca etkisi azalmış halde Amerika ve Asya topraklarına geçmiş ve alçak seviyelerde her yere göç etme isteği ve seyahat tutkusu nedeniyle genellikle modern insanlar arasında yaygınlaştı.
Evrimsel genetikçi ve antik DNA öncüsü Svate Paabo iddia edilen bu karışıklığı şöyle özetliyor: "Atalarımız sınırlandırılmış ve şimdilerde soyu tükenen insan türleri ağının bir parçasıydı fakat bu aralıklı ya da belki kalıcı gen akışıdır." Neandertal-Denisova birleşimi olduğunda en azından şartların kesinlikle doğru olduğunu biliyoruz: Denisova Mağarası'nın Denisovalılar tarafından kullanımı Neandertallerin de aynı mağarayı rahatça kullanmasıyla örtüşmektedir ki bu iki grubun zaman zaman birbiriyle karşılaştığını göz önüne getirmektedir.
Yaklaşık 55.000 yıl önce Afrika'nın dışına çıkan Homo Sapiens'in yayılması harika bir şeydir, Avrasya levhası üzerinde yeni bir tür olmuş, Neandertaller ve Denisovalılar çoktandır var olan değişime genetik olarak katkıda bulunmuşlardır. Sapiens, Neandertallerle melezleştiğinde dünyanın kuzey bölgelerine daha uygun bazı cilt ve saç rengi genlerini aldığını zaten biliyorduk fakat Sapiens olmamalarına rağmen yerel Avrasya patojenini çoktan kabul eden bu iki tür iyi bir bağışıklık sistemi kazandı. Bu, modern insanları yeni parazit ve bakteri dizisine karşı korumaya yardımcı.
Sibirya'nın Altay Dağları'ndan yüksek yerlerdeki bir mağaradan birkaç fosil ve beraberindeki en iyi parçaların sadece 4 bireye ait olması inanılmazdır.
Bilim adamları bu internet sitesindeki bütün açıklamaları tamamlamak için yeterli bilgiyi almayı başardılar. Kesin olarak Denisovalılara uygun betimlemeyi yapmak için, yüzlerine bakıp neye benzeyeceklerini, boylarının uzun mu kısa mı olduğu, yaşamları ve kültürlerinin aslında nasıl olduğu , dünyanın öbür ucuna nasıl yayıldıklarını ve kimlerle karşılaştıklarını bilmek için kazmamız ve çok şanslı olmamız gerekir mes.Emma Groeneveld
Kaynakça
In a Lost Baby Tooth, Scientists Find Ancient Denisovan DNA (New York Times)Accessed 19 Mar 2020.
Three new discoveries in a month rock our African origins (John Hawks)Accessed 7 Sep 2017.
Dannemann, M., A. M. Andrés & J. Kelso. "Introgression of Neandertal- and Denisovan-like Haplotypes Contributes to Adaptive Variation in Human Toll-like Receptors." AJHG, Volume 98, Issue 1 (07 January 2016), pp. 22-33.
Douka, K. e.a. "Age estimates for hominin fossils and the onset of the Upper Palaeolithic at Denisova Cave." Nature, Vol. 565 (31 January 2019), pp. 640-644.
Huerta-Sánchez, E. e.a. "Altitude adaptation in Tibetans caused by introgression of Denisovan-like DNA." Nature, 512 (14 August 2014), pp. 194-197.
Jacobs, Z. e.a. "Timing of archaic hominin occupation of Denisova Cave in southern Siberia." Nature, Vol. 565 (31 January 2019), pp. 594-599.
Meyer, M. e.a. "A High-Coverage Genome Sequence from an Archaic Denisovan Individual." Science, Vol. 338, Issue 6104 (12 October 2012), pp. 222-226.
Posth, C. e.a. "Deeply divergent archaic mitochondrial genome provides lower time boundary for African gene flow into Neanderthals." Nature Communications, 8 (04 July 2017), pp. Art. Nr. 16046.
Prüfer, K. e.a. "The complete genome sequence of a Neanderthal from the Altai Mountains." Nature, 505 (02 January 2014), pp. 43-49.
Pääbo, S. "The diverse origins of the human gene pool." Nature Reviews. Genetics, Volume 16 (June 2016), pp. 313-314.
Reich, D. e.a. "Genetic history of an archaic hominin group from Denisova Cave in Siberia." Nature, 468 (23 December 2010), pp. 1053-1060.
Sankararaman, S. e.a. "The Combined Landscape of Denisovan and Neanderthal Ancestry in Present-Day Humans." Current Biology, Volume 26, Issue 9 (09 May 2016), pp. 1241-1247.
Sawyer, S. e.a. "Nuclear and mitochondrial DNA sequences from two Denisovan individuals." PNAS, Vol. 115, no. 51 (22 December 2015), pp. 15696–15700.
Slon, V. e.a. "A fourth Denisovan individual." Science Advances, Vol. 3, no. 7 (07 July 2017), pp. e1700186.
Slon, V. e.a. "Neandertal and Denisovan DNA from Pleistocene sediments." Science, 356 (12 May 2017), pp. 605-608.
Slon, V. e.a. "The genome of the offspring of a Neanderthal mother and a Denisovan father." Nature, Vol. 561 (6 September 2018), pp. 113-116.







SİBİRYA TATARLARI

 





SİBİRYA TATARLARI
Şu anda çoğunluklar kendilerine Sibirya Tatarları diyor, 100 kişiden daha az. - Tartar Tatarları, 72 kişi. - Kalmaklar, birimler - boharla, barabinliler, buharlar, sohbetler, turaminliler, davullar veya paraba, Eushtinliler, Yaskobin Tatarları, Tevriz Tatarlar. Rusya Federasyonu ' nda 9,6 bin yaşıyor (?) ) dostum.
Sibirya Tatarları çoğunlukla Tyumen, Omskaya, Novosibirya, Tomskaya, Kurgan bölgelerinde ve aynı zamanda Tyumen, Tobolsk, Tarya ve Batı Sibirya ' nın diğer şehirlerinde yaşıyor.
Müminler Sünni Müslümanlardır. Folklorda, efsaneler, efsaneler, atasözleri, gizemler, lirik, dans şarkıları, fincanlar, tarihi şarkılar (baytlar) için paylaşılan halk şarkıları sunulmaktadır.
Sibirya Tatarları çoğunlukla Kıpçak ve Nogay-Kıpçak kökenli etnik gruplardan oluştu ve asimile ettikleri yılan balıkları. Sibirya Tatarlarının bir parçası ve sözde buhar halkı - Buhara Hanlığından (Özbekler, Sartalar, Uygurlar, Kazaklar, Tacikler). XVIII - XX ' in başı. Sibirya Tatarlarının Volgo-Ural ile bağlantıları arttı. Sibirya Tatarlarının yerleşim bölgesi uzun zamandır çeşitli siyasi derneklerin bir parçasıydı. XIV ' de. Sibirya Tatarlarının en erken devlet eğitimi - Tyumen Hanlığı Cengiz Tur ' da (modern Tyumen) merkezi ile gerçekleşti. 1495 ' te Hanlığın hakimiyeti bek Muhammed tarafından alındı. Başkenti İsker (Kebap, Sibirya) yeni şehrine taşıdı, Hanlığa Sibirya denildi. Sibirya Hanlığı ' nın düşmesinden sonra Sibirya Tatar ortamında konsolidasyon süreçleri arttı. Sibirya Tatarlarının daha fazla etnik tarihi Rus devleti kapsamında gerçekleşti. XVII-XVII. Tobolo-İrtish ve Barabin Tatarları grupları, XIX ' e doğru. tek grup Tom Tatarları tarafından oluşturuldu. XIX 'in sonunda XX' in başı. Sibirya Tatarları, kültürün ve yaşamın birçok ortak özelliğine sahip belirli bir toplumdu. Sibirya Tatarları ' nın ilerleyen döneminde, Wolge-Priural Tatarları ve Ruslarla kısmi asimilasyon süreçleri gerçekleşti. Sibirya Tatarlarının etnik asimilasyon süreçleri Sovyet döneminde artmaya başladı. Özellikle Turin ve Obstatar grupları arasında, Kalmak, Eushtin ve Barabin ' ler arasında görüldüler. B1960- 1980 Sibirya Tatarlarını Volgo-Ural Tatarlarıyla karıştırma sürecini gerçekleştirdi.
Sibirya Tatarlarının geleneksel aktiviteleri çiftçilik ve hayvancılıktı. Bazı grupların avcılık faaliyetlerinde önemli bir yeri var. Barabin Tatarları göl balıkçılığı tarafından görülüyordu. Tobolo-İrtish ve Barabin Tatarlarının kuzey grupları nehir balıkçılığı ve avcılık yapıyordu. Sibirya Tatarlarının ayrı grupları farklı çift kültürel türlerin birleşimi gözlemlendi. Balıkçılık genellikle balıkçılık hayvanları kurtarmak ya da toprakların balıkçılık bölgelerinde bakım yapmakla birleşir. Sığırcılık çoğunlukla ürünleri taşıyordu: Satılık hayvan yetiştiriyorlardı. El sanatları arasında deri işi geliştirildi, sahte diş ipleri, ağ örgü ağları, söğüt çubuklarından kutu dokuma, sahil ve tahta bulaşık yapımı.
Farklı sınıflandırmalara göre Sibirya Tatar dilinin dili ya konuşma grupları içeren Doğu Tatar dilinin dili ya da ayrı bir dil olarak görülüyor ve aynı zamanda konuşma grupları lehçeler olarak adlandırılıyor. Lehçeler aşağıdakileri öne çıkarıyor: Tobolo-İrtiş (Tarça, Tevrizce, Tobolca, Tumence, Batakça ve Tomca (Kalmakça ve Eushtince-sohbet).
Beslenme diyetinin temelleri un, balık, süt ve et tabakları ile üretildi. Sütten krema (kaymak), ayran, kısrak sütü ile araku - süt votka, tatlı peynir (paşlak), ekşi peynir (kurut), tereyağ. Etten de kaza sosisi, tutyrmu, öğrenci, plov kaynatıldı. Balık tuzlu, kurutulmuş ve kuru bir şekilde pişirilmişti.

Kaynak: Rusya Kültür ve Din Atlası, malzemeler Etnoloji ve Antropoloji Enstitüsü tarafından sağlandı. Mickluho-McLaigh RAN

Karaimlerin kısa tarihi

 



Karaimlerin kısa tarihi
Dünyanın en eski halklarından biri olan Karayim ' in tarihi binlerce yıldan fazladır. E ' nin eserlerinden birinde rastgele değil. Schwartz 'ın büyük tarihçi Adem' in Karaim olduğunu iddia ediyor. Bu varsayımda kesinlikle aynı fikirde değiliz. Adam ' ın kendisi de efsane. Karayim tarihi en az 5 bin yıl (6-7 bin yıl önce yaşamış protokarayim sorusu yeterli miktarda malzeme olmaması nedeniyle açık bırakıyoruz. Gelecekteki Karaim tarihçilerinin bu soruya tam bir netlik getirmesini umuyoruz.
MÖ milenyumun sonunda İran dağında Türk dilli kabileler yaşamıştı. Şu ana kadar pek net olmayan nedenlerden dolayı bu kabileler Doğu 'ya doğru ilerlemeye başladılar ve Orta Aralararası' na ulaştılar. Bu kabileler burada ayrıldı ve bir kısmı Güney Sümer Devleti ' nde güneye döndü. Diğer bir kısmı Kara Lider (Kara İmam veya Ceza-İmam) liderliğinde kuzeye döndü, gelecekteki Karaim halkının çekirdeğini oluşturdu. Ayrılma dini topraklarda gerçekleşti. Sümerler Pagan 'dı, Karaim' ler henüz öğretilerini tam olarak oluşturmamış olsalar da o zamanlar monoteizm teşvik etmişlerdi.
Halkın Karaim kısmı Kuzey Arası 'na ulaştı ve orada, mevcut Türkiye, Irak ve Suriye' nin Harran şehrinin çevresinde yerleşti. Kareim ve Sümer halkının her iki parçası da ticaret ve kültürel bağlantıları sürdürdü. Sümerler tarafından belirtilen birçok kültürel ve bilimsel başarı, Karaimlerin başarıları olarak kabul edilmektedir. Yani astronomi başarıları ve çivi yazma icadı aslında Karaima ' ya ait. Bazı bilim adamları Karaim isimlerinin buradan geldiğini düşünüyorlar. Semit halklarının çevresindeki Karayim dillerinde ′′ Karaim ′′ okuyucu ′′ anlamına geliyordu, çünkü o zamanlar karaimler tek iyi insanlardı. Efsanevi siyah liderleri adına Karayim isimlerinin kökeni hakkında daha muhtemel bir versiyonumuz var.
***
III-II milenyumun sınırında Abraham ve babası Farrah, Sümer Ur şehrinden ayrıldı ve önce Harran ' a taşındı, bir süre yaşamış, Merhum Farrah ' ı gömdü, ardından Harran ' dan ayrıldı ve Filistin ' e taşındı. Hurra 'da, İbrahim' de, tüm Hurey sakinleri gibi putperestti. Filistin ' e vardığında Abraham monoteizm itiraf etti. Doğal olarak Harran ' da Abraham ' ın Harran bölgesinde yaşayan Karayim ' lerden ödünç aldığı monoteizmi kabul etti. İbrâhim ' in Yahudiliği Karaim dinine çok yakındır. Yahudiliğin ve Karaim dininin yolları ayrıldı.
Yahudilik sürekli değişti ve Talmud yazıldıktan sonra başka bir din oldu. Aynı zamanda aslında tek bir dindi. MÖ yüzyılda Karaimler Hitit Krallığı 'nın bir parçasıdır ve onun ölümünden sonra Asur' un etkisi altındadır. Karaim tarihinin bu döneminde en az incelendi. Asur 'un ölümünden sonra Karaimlar, İran, Alexander Makedonya ve Parfya Krallığı' nın bir parçasıdır. MÖ yüzyılda Karamilerin bir kısmı Ortadoğu ' ya yayılır ve etkileri bu bölgenin çeşitli ülkelerinde bulunur. O zamana kadar Ortadoğu ülkelerinde Karayimlerin etkisi epizodik bir karakterdi. Örneğin Firavun Akhenaton tarafından Mısır ' da monoteizm teşebbüsü, Karaim eğitiminin açık bir etkisi altında yapıldı.
Mesele şu ki, Akhenaton 'un ilk bakanı Abdullah Pookie' ydi (muhtemelen Fuki). Her yerde ve her zaman Karaim mağaralarında yaşamayı tercih ederlerdi. Mangup Calais ve Juft Calais mağara şehirlerini hatırlamak yeterli (en son bazen Chufut Calais olarak adlandırılır). Görünüşe göre erken Hıristiyan Kumran topluluğu mağaralarda yaşamış, güçlü bir Karaim etkisi altındaymış. Birçok araştırmacı Meryem Ana ' nın Karaim kökenli hipotezini destekliyor. Aynı zamanda Meryem Ana 'nın İsa' yı mağarada doğurmayı tercih ettiği bir tartışma var. Bu tartışma bize pek inandırıcı gelmiyor.
***
MÖ ' nün başlangıcında Kafkasya Tepesi üzerinden şu anki Dağıstan topraklarına Karayimlerin kuzeye doğru ilerlemesi başlıyor. Bu süreç özellikle yüzyılda Müslüman Arapların istilası altında arttı. Yerel Türk kabileleri ile birleşerek Karaimler, komuta pozisyonlarını yavaş yavaş alan Hazar Kağanatını oluşturuyor. Bu dönemde karamizm Kağanat ' ın hakim dini haline gelir. Karaimler Kağanat bölgesinin her yerine yerleşiyor, Karameler Kırım ' a taşınıyor. Fakat Karamellerin İran 'dan ayrılmasından ve Arası' ndan ayrılmasından sonra bile bu bölgedeki ruhsal etkileri o kadar güçlü ki Anan Bin David liderliğinde yaşayan Yahudilerin bir kısmı yüzyılın sonunda Karaim inancına geçti.
Hazar Kağanatının ölümü ve Tatarların ardından Karaim halkının en büyük trajedisi oldu. Karayimlerin çoğu öldü ve kurtulan Kırım Tatarlarının hakimiyeti altında kaldı. Ancak kültürel olarak tam tersi oldu. Kırım Tatarları, sadece Karaim kültürünü değil, Karaim dilini de daha kültürel karameslerden aldı. İşte bu yüzden Kırım Tatarlarının dili diğer Tatarların dilinden bu kadar farklıdır. Son yüzyıllardaki Karayim tarihi oldukça iyi incelendi ve özel bir açıklama gerektirmiyor. Fakat bu çalışmada çözemediğimiz Karaim tarihinin boşluklarının Karaim tarihçilerin araştırmalarıyla dolu olacağına inanmak istiyorum.


Baskires, Bashkortostan 'ın, Rus Federasyonu' nun senrşik ve yerli bir halkıdır. Doğu Avrupa 'nın Kuzey Asya ile buluştuğu Ural Dağları' nın her iki tarafına da uzanıyor.

 



Baskires, Bashkortostan 'ın, Rus Federasyonu' nun senrşik ve yerli bir halkıdır. Doğu Avrupa 'nın Kuzey Asya ile buluştuğu Ural Dağları' nın her iki tarafına da uzanıyor.

Baskireler Tartarca ve Kazak dili ile yakın bir şekilde bağlantılı olan Baskir dilini konuşuyorlar, Tughak dilinin Kipchak Dalı ' na ait.

Bu kasaba birkaç on yıl boyunca bir Ruslaşma ve sistematik ayrımcılığa bağlıydı. Hem okulda hem de üniversitede ana dillerinde çalışma fırsatları yoktu. Dolayısıyla Baskir dili nesli tükenmekte olan dil listesine dahildir