10 Şubat 2021 Çarşamba

Milâttan Sonra Türk Göçleri.

 



Milâttan Sonra Türk Göçleri.
Hunlar, I. yüzyılın sonlarından II. yüzyılın ortalarına kadar Orhon (Orhun) bölgesinden Güney Kazakistan bozkırlarına yayıldılar. 375’ten sona Orta Avrupa’ya, Uar-Hunlar Afganistan ve Kuzey Hindistan’a, Ogurlar Güneybatı Sibirya’dan Güney Rusya’ya (461-465), Sabarlar Aral’ın kuzeyinden Kafkaslar’a (V. asrın ilk yarısı), Avarlar Batı Türkistan’dan Orta Avrupa’ya (VI. asır ortası), Peçenek, Kuman-Kıpçak ve Uzlar (Oğuzlar) Hazar denizinin kuzeyinden Doğu Avrupa’ya ve Balkanlar’a (IX-XI. asır), Bulgarlar Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlar’a ve Volga nehri kıyılarına (668’den sonra), Macarlar’la birlikte bazı Türk boyları 830’dan sonra Kafkaslar’ın kuzeyinden Orta Avrupa’ya göç ettiler. 359 ve 373 yıllarında Hunlar’dan bir kitle Kafkaslar yoluyla Anadolu, Suriye ve Azerbaycan’a geldiler. Oğuzlar XI. yüzyılda Mâverâünnehir üzerinden İran’a ve Anadolu’ya yayılırken Uygurlar, Orhon nehri bölgesinden İç Asya’ya (840’ı takip eden yıllarda) göç ettiler.
Hunlar’dan Önceki Durum. Altaylar’da milâttan önce 3000 yıllarında Oğuz tipinde brakisefal bir ırk yaşıyordu. Ziraata çok az yer veren bu kavmin kuzeyinde Sibirya’da Mongoloid ırklar hâkimdi. Milâttan önce 2500-1700 arasında Güney Sibirya’yı etkileyen Afanasyevo kültürünün Altay kültüründen doğduğu düşünülmektedir. Daha sonraki devirlerde hemen bütün Orta Asya’ya (Doğu ve Batı Türkistan) yayılan Altay kültürü Proto-Türk kültürünün ilk temsilcisidir. Bu kültürün yayılmaları neticesinde Kuzey Çin’de Sarı ırmağın üst taraflarında milâttan önce 2000’den itibaren Yang-shao kültürü ortaya çıktı. Milâttan önce 1700’lerden itibaren Orta Asya’da göçebe ve savaşçı bir kavmin hâkimiyeti görülmeye başlar. Antropologlar tarafından “Andronovo insanı” denilen bu kavmin kültürü Sibirya’nın milâttan önce 1700-1200 tarihleri arasındaki Bronz devrine işaret eder. Bu kültürün kalıntıları ilk defa Yenisey nehrinin baş taraflarındaki Minusinsk bölgesinde bulundu. Andronovo insanı ziraat ve hayvancılıkla geçiniyordu. Atın kullanılması ve demirin işlenmesi Andronovo kültürünün dünya medeniyetine bir armağanıdır. Andronovo kültürünün gelişmesi ve yayılması aynı zamanda Proto-Türk yayılması ve gelişmesini göstermektedir. Bu kültür Altaylar’da devam ettiği sırada Minusinsk bölgesinde milâttan önce 1000 yıllarında Karasuk kültürü adı verilen yeni bir kültür görülmeye başlar. Milâttan önce 800’lerde Altaylar’da ve Minusinsk civarındaki bozkırlarda atlı göçebeler tamamen hâkim olmuştur. Bazı Moğol boylarının da atlı göçebeler halinde yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu tarihlerde Karasuk kültürü, yerini Altaylar’da Mayemir kültürü ve Minusinsk’te Tagar kültürüne bıraktı.

Milâttan Önce Türk Göçleri.

 



Milâttan Önce Türk Göçleri.
Ortaçağ’ın sonuna kadar yayılmalar / toplu göç hareketleri Türk kavimlerinin en karakteristik özelliklerindendir. Anayurttan (Andronovo bölgesi) ilk göç hareketi milâttan önce 1700’lü yıllarda Altay ve Tanrıdağları’na olmuştur. Milâttan önce 1300’lerde Kazakistan ve Mâverâünnehir’e doğru bir hareketlenme söz konusudur. Milâttan önce 1100’lerde Çin’in kuzeyindeki Kansu-Ordos bozkırlarına bir göç gerçekleşmiştir. Don nehrine doğru yayılma hareketi milâttan önce 1500’lerde meydana geldi. Aynı tarihlerde Baykal gölü civarına bir başka göç vardır. Milâttan önce 1000’li yıllarda bir Türk grubu Kuzey Hindistan’a gitti. Altaylar ve Sayan bölgesini terkeden bir başka kitle Ural dağları ve Sibirya yöresine çekildi. Milâttan önce 52’den sonra Chih-ch’i Hunları Ötüken bölgesinden Batı Türkistan yöresine (Güney Kazakistan ve Fergana) geldiler.


7 Şubat 2021 Pazar

KIPÇAK TÜRKLERİ VE ÜLKELERİ

 




KIPÇAK TÜRKLERİ VE ÜLKELERİ
Tataristan ve Tatarlar
Tatarlar, Hun ve Hazar Türklerinin bakiyeleri ile Orta Asya’dan 900’lü yıllarda gelmiş Bulgar Türkleri ve çoğunluklu olarak yine Orta Asya’dan 1000’li yıllarda gelmiş Kıpçak Türklerinden meydana gelmiş bir halktır. Tatarlar, Kıpçak Türk dilinin bir lehçesini konuşmaktadırlar ve yaşam tarzlarında da Kıpçak izleri hâkimdir. Altın Orda Devleti ile Rusya İmparatorlukları zamanında tarihsel olarak geniş bir coğrafyaya dağılmışlardır. Ayrıca Kazan’ın 1552’de Ruslar tarafından ele geçirilmesinden sonra, uyguladıkları siyasi ve dini baskılar sonucunda daha doğuya ve güneye göç etmişler, böylece Tataristan’da nüfus Rusların lehine artarken, Tatarların aleyhine olarak gerilemiştir.
Tatarlar, Polonya’dan Sibirya’ya kadar geniş bir coğrafya da yaşamaktadırlar. Asıl lokomotif yaşam alanı Rusya Federasyonu içindeki, Tataristan Özerk Cumhuriyeti’dir. Tataristan Özerk Cumhuriyeti’nin: Yüzölçümü: 68.000km2 Nüfusu: 3.800.000 (2.000.000 Tatar % 52, 1.600.000 Rus %42 Başkenti: Kazan’dır.
Başkurdistan ve Başkurtlar
1917 Bolşevik ihtilaline kadar Tatarlar ile Başkurtlar arasında hiçbir farklılık olmamasına rağmen, Ruslar tarafından Başkurt Türk boy adı, bir özerk cumhuriyetin adı haline dönüştürülmüş ve İdil-Ural Türkleri arasında suni bir ayrılık başlatılmıştır. Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti’nin; Yüzölçümü: 143.600km2 Nüfusu: 4.000.000 (880.000 Başkurt %22, 1.120.000 Tatar % 28, 1.480.000 Rus %37) Başkenti: Ufa’dır. Başkurtların 880.000’ni kendi cumhuriyetlerinde bulunmalarına karşın 700.000’ne yakın da bu cumhuriyete komşu olan Rusya’nın diğer bölgelerinde yaşamaktadır.
Toplam da 1,5 milyonun üzerinde Başkurt Türkü bulunmaktadır. Başkurdistan'ın ekonomik yapısı tarım, hayvancılık ve sanayiye dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri, çavdar, yulaf, darı, keten, şeker pancarı, patates, ayçiçeğidir. Başkurdistan önemli petrol, doğal gaz ve boru hatlarına sahiptir. Rafineriler ve petro-kimya fabrikaları ekonominin ana unsurudur. Ülkede ayrıca, kömür, bakır, boksit, altın, manganez krom vardır. Yılda 40 milyon ton petrol, 3.5 milyon m3 doğal gaz üretilmektedir.
İmalat sanayii gelişmiş olup, petrol, doğal gaz, demir-çelik, kömür, elektrik, çimento, şeker, kereste, pamuklu ve yünlü dokuma ekonomide önemli yer tutmaktadır. Uçak imalatı, gübre deri, tütün, gemi inşa, demir ve karayolu taşıtları yapılmaktadır. Ufa, Sterlitamak, İsinbay, Kumertau, Karmavoua'da büyük enerji santralleri bulunmaktadır.
Kazakistan ve Kazaklar
Kazak adı, hür, müstakil, mert, yiğit ve cesur manalar ına gelmektedir. Kazak Türkçesi Tatar, Başkurt, Nogay, Kumuk, Karaçay-Balkar gibi Kıpçak Türk dil grubunda yer alır. Kazaklar, Kazak bozkırlarında yaşamış olan eski Türk devletleri halklarının bakiyeleri olmakla beraber Nogay adlı Kıpçak Türkleri ve Cengiz Han Moğollarının katkısı ile oluşmuş Türk boylarıdır. Kuzey Kazakistan’da Cengiz Han’ın torunlarının kurmuş olduğu Ak Orda devleti zamanla Kıpçak Türk çoğunluğu içinde Türkleşmiş ve bu devlet Kasım Han zamanında Kazak Hanlığı adını almıştır.
Bütün Kazaklar kendilerinin Alaş- Alaç adlı bir atadan türediklerine inanırlar. Sosyal yapılarının, töre ve zang (örfihukuk) larını bu büyük ata tarafından kurulduğunu iddia ederler. Buna rağmen 19. yüzyılda toplanan Kazak şecereleri büyük farklılıklar göstermektedir. Ancak herkesin birleştiği ortak nokta, bu ilk atanın üç oğlu olduğu ve bunların soyundan üç büyük Kazak boyunun meydana geldiğidir. Kazakistan’ın; Yüzölçümü: 2.717.300 km2 Nüfusu: 17.000.000 Başkenti: Astana (Akmola)’dır. Yüzölçümü Türkiye’nin 3,5 katıdır.
Kırgızistan ve Kırgızlar
Göktürkçe yazıtlarda geçen Türk kavim adları içinde tarihleri çok eskiye dayanan ve Çin kaynaklarında zikredilenlerden biri de Kırgız boyunun adıdır. Çin yıllıklarında Kırgızları M.Ö. 2. ve 1.asırlarda Hunlar zamanındaki olaylar anlatılırken görmekteyiz. Çin kaynaklarında Kırgızların, Hunların yıkılışından sonra, “Hakan” adıyla zikredildikleri dikkati çeker. Kırgızlar M.Ö. 2. ve 1. yüzyıllarda Tanrı Dağlarının doğusu ile Tannu-Ola arasında bulunmuşlardır.
13. yüzyıldaki Moğol Cengiz Han’ın istilasından sonra da bugünkü yurtlarına gelmişlerdir. Eski Çin kaynakları Kırgız’ın Eski Türk çağında Yukarı Yenisey bölgesinde olduklarını kaydederler. Kırgız Türkçesi, Türk dilinin Kıpçak grubunda yer alır ve diğer Kıpçak lehçelerinden biraz farklıdır. Kırgızistan’ın; Yüzölçümü: 198.500 km2 Nüfusu: 4.800.000 Başkenti: Bişkek’dir.
DİĞER KIPÇAK TÜRKLERİ
Karakalpaklar
Nüfusları 500.000 civarında olup, Özbekistan’ın kuzeyinde ve Aral Gölünün güneyindeki özerk cumhuriyetleri içinde yaşamaktadırlar. Başkentleri Nukus’tur. Dilleri Kazakçaya çok yakındır.
Altaylar
Kazakistan’ın hemen kuzey sınırında Rusya Federasyonu içinde özerk bir bölgede yaşarlar. Başkentleri Gorno-Altaysk’dır. Hristiyan-Şamanist bir inanca sahiptirler. Bölgelerinde Ruslar ın %60’lık gibi bir çoğunluğu vardır. Zaten Sibirya taraf ındaki, Tannu-Tuva özek cumhuriyeti hariç (buradaTuva’lar ın oranı %67’dir) bütün Türk yerleşim bölgelerinde Ruslar ın ezici çoğunluklar ı mevcuttur. Altay Türklerinin nüfusu 80.000 civarındadır.
Nogays
Nogay Türkleri, Stavropol ve Dağıstan Bölgesi, Çeçen-İnguş Cumhuriyeti ile Karaçay-Çerkes bölgesinde dağınık olarak yaşamaktadırlar. Dilleri Kıpçak grubunda yer alan Nogaylar’ın sayısı 80.000 dolayındadır.
Karaçay- Balkarlar
Karaçaylar, Karaçay-Çerkes Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamakta olup yaklaşık 160.000 nüfuslar ı vardır. Dilleri hemen hemen Karaçay Türkçesi ile aynı olan Balkar Türkleri, Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır; sayılar ı 85.000 civar ındadır. Kuzey Kafkasya’da yaşamaktadırlar. Karaçay- Balkarlar, II. Dünya savaşı sonunda Almanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Stalin’in emriyle Sibirya’ya sürgüne gönderilmişler ve neden sonra anavatanlar ına dönebilmişlerdir.
Kumuklar.
Kumuk Türkçesi Kıpçak grubundan olmakla birlikte Anadolu, Azeri ve Karaçay dillerine yakınlık da gösterir. Toplam nüfusları 300 bin kadar olan Kumuk Türkleri Dağıstan özerk cumhuriyetinde(Kuzeydoğu Kafkasya'da) yaşamaktadır. Dağıstan’da yaşayan Kumuklar ve Nogaylar ise bölgelerinde çoğunluk oluşturamadıkları için kendi ulusal devletlerini kurması olanaksızdır. Fakat Dağıstanlılık kimliği, Dağıstan’da yaşayan bütün halklar üzerinde birleştirici bir öğedir.
Dağıstan, Rus nüfuzuna kapalı, aşırı dağlık bir yer olduğu için burada yaşayan her halk asimile olmadan kendi ulusal kimliğini devam ettirmektedir. Dağıstan’ın Rusya’nın sınır bölgesi olması ve çok az sayıda Rus yaşaması nedeniyle ileride bağımsız bir ülke olmayacağını kimse iddia edemez
Kaynak: Prof. Dr. Nadir DEVLET. Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi – Çağdaş Türkiler. Çağ Yayınları.

31 Ocak 2021 Pazar

ÇUVAŞ TÜRKLERİ

 
















ÇUVAŞ TÜRKLERİ
Unuttuğumuz akrabalarımız Çuvaşlar, Moskova'nın hemen 600 kilometre doğusunda yaşayan Türk kökenli bir halk. Onlar, Asya Hunları ile ilişkimizin sesli kanıtı...
Rus hâkimiyeti altında yaşayan Çuvaşlar, kendilerine "Çavaş" derler. Çuvaşistan, Rusya Federasyonu'na bağlı özerk bir cumhuriyettir. Rusya Federasyonu'nun Avrupa kısmının merkezinde, Volga nehrinin orta bölgesinde çok önemli su ve kara yolları üzerinde yer almaktadır.
Başkenti Şupaşkar (Rusça: Çeboksarı, Türkçe: Çubuksaray) olup, nüfusunun % 68'ini Çuvaş Türkleri, % 27'sini Ruslar teşkil etmektedir. 2 milyonun üzerindeki Çuvaş Türkü de, Cumhuriyet toprakları dışında yaşamaktadır.
1552 yılında Kazan Hanlığı idaresinde iken Rus işgaline uğrayan Çuvaşistan, Başkurt Türkleri gibi ardı arkası kesilmeyen isyanlara katılmışlar, bunlardan da 1572-1584, Stafin-Razin Köylü Savaşları ve 1774-1776 ayaklanmaları en kanlıları olmuştur.
1917 Komünist İhtilâli sonucu 1920 yılında muhtar, 20 Nisan 1925 yılında da Federe Cumhuriyet olan Çuvaşistan, SSCB'nin dağılması üzerine 24 Ekim 1990 yılında bağımsızlığını ilân etmiş, ancak Rusya Federasyonu'nun baskısı üzerine 1991 yılında Rusya Federasyonu'na bağlı özerk bir cumhuriyet olmuştur.
Kendisine has meclisi, anayasası, bayrağı ve millî marşı bulunan Çuvaşistan'da Devlet Başkanı aynı zamanda meclis başkanı olarak da vazife yapmaktadır. Devlet Başkanı Nikolay Vasiyeviç Fyodorov aynı zamanda Rus Devlet Başkanlığı hukuk bürosu üyesidir. Mecliste üstün durumda bulunan Çuvaş Türkleri, Rusya'dan birçok taviz koparttıkları için aktif direniş hâlinde değillerdir.
Bağımsızlık yanlısı birçok kişi ve kuruluş daha ziyade Türk şuuru ve kültürünü korumak ve geliştirmek amacıyla teşkilâtlanmışlardır. Bunların en önemlileri "Çuvaş Türk Halkı Millî Hareketi" ile Çuvaş Millî Akademisi'nin kurucusu olan Mihail Yuhma'nın yaptığı "Nasyonel Grup"tur.
Orta Asya'daki Türk yurtlarından biri olan Çuvaşistan, başta İdil Irmağı kenarında kurulmuş başkenti Şupaşkar olmak üzere diğer şehirleriyle birlikte Türk coğrafyasının en nadide topraklarından biridir. 18.300 km²'lik küçük bir alana sahip olan Çuvaşistan; doğuda Tataristan, batıda Gorki Özerk Cumhuriyeti, kuzeyde Mari ve güneyde Ulyanovsk bölgeleriyle çevrilidir.
Çuvaşistan’ın 1996 yılı nüfusu, 1.360.800 olarak verilmiştir. Çuvaşistan’da 21 büyük yerleşim merkezi bulunmaktadır. Cumhuriyet’in başlıca şehirleri; Şupaşkar, Yeni Şupaşkar, Kanaş, Ulatır, Şimirle, Kuslavkka, Şirpü ve Yedirne’dir.
Din
Araştırmacıların çoğuna göre, Çuvaşların ataları olan Bulgar Türkleri, ilk Müslüman Türk devletlerinden biri olsa da, bugünkü Çuvaş halkının büyük bir bölümü Ortodoks Hıristiyan’dır. Bugün başkent Şupaşkar’da pek çok kilise bulunmaktadır. Bu kiliselerden bazıları 17. yüzyıldan kalma yapılardır. Çuvaşistan’da az sayıda Müslüman nüfus da mevcuttur.
Çuvaşlar dil ve din özellikleri yönünden genel Türklükten uzak gibi gözükmekle birlikte, İdil-Ural’daki diğer Türk boyları (Tatar-Başkurt) ile kardeşliklerinin şuurundadırlar ve bu şuur tahsil derecesinin ve millî kültüre verilen ehemmiyetin fazlalaştığı derecede artmaktadır. 1990’dan itibaren Çuvaşistan ile Türkiye arasında kültürel ilişkiler başlamış olup, bir miktar Çuvaş öğrenci Türkiye’de tahsil görmektedir.
Çuvaş Türklerinin Tarihi
Pek çok araştırmacı tarafından Bulgar dili, bugünkü Çuvaşçanın eski şekli olarak kabul edilmektedir. Bu itibarla da bugünkü Çuvaş Türklerinin ataları olarak eski Bulgar Türkleri gösterilmektedir.
Araştırmacılardan Barthold, Çuvaş halkının Bulgar ve İslavların karışımından meydana geldiğini söylerken, Kovalevskiy, Çuvaşların kökenini Suvarlara dayandırır. Rasonyi’ye göre ise Çuvaşların kanında Türk’ten başka bir karışım varsa bu ancak Fin kanı olabilir.
Bugünkü Çuvaşların ataları diye bilinen İdil Bulgar Türkleri, 920 yılında Şelkey oğlu Yıltavar Almış Han zamanında resmî din olarak Müslümanlığı seçmişlerdir. Halife Muktedir Billâh Cafer tarafından gönderilen heyet içinde kâtip sıfatıyla yer alan ve bölgeye giden İbn Fadlan da yazdığı seyahatnamesinde bu yıllardaki Bulgar ahalisinden genişçe bahsetmektedir.
Bulgarlar, Hazar Hanlığı 965 senesinde yıkılana kadar bu devlete tâbi olmuşlar ve Hazar Hakanı’na vergi ödemişlerdir. 1236’da Moğollar, Bulgarlara saldırmışlar, köyleri ve şehirleri yıkmışlardır. 1391 yılında, Timur’un Altın Ordu Hanı Toktamış’a karşı yaptığı sefer sırasında Bulgar ülkesi bir kez daha tahrip edilmiştir. 9-13. yüzyıllar arasında Doğu Avrupa’nın en önemli ticaret merkezi olan Bulgar şehri, 1399 senesinde de Ruslar tarafından tahrip edilmiştir (Merçil 1997: 14,15).
Sırasıyla Altın-Ordu ve Kazan Hanlığı içinde yer alan Çuvaşistan 1552'de Kazan’ın işgali sonrasında Rus egemenliğine geçmiştir. Çuvaşistan 1650'de Moskova hükümeti ile birleşmiş görülmektedir (Kruger 1961: 9). Çuvaşlar, Rus hâkimiyeti altında zorla Hıristiyanlaştırılmak ve Ruslaştırılmak politikalarıyla karşılaşmışlardır. Bu doğrultuda çeşitli misyoner faaliyetler görülmüş mesela İncil Çuvaşçaya çevrilmiştir (Yüce 1993: 389).
1920’de kurulan Çuvaş Muhtar Bölgesi, 1925 yılında Çuvaş Muhtar Cumhuriyetine dönüştürülmüştür. Çuvaş Türkleri, 24 Ekim 1990’da egemenliklerini ilân etmelerine rağmen, Rusya Federasyonuna bağlı olmaktan kurtulamamışlardır. Çuvaşistan’da ilk serbest başkanlık seçimleri 1993 yılında yapılmıştır (Gömeç 1999: 239).
Çuvaş Türkçesi ve Edebiyatı
Konuştukları lisan, diğer hiçbir Türk diline benzemiyor ama onlar Türkçe'nin en eski lehçesini konuşan tek halktır. Türklerin batıya göç sürecinde kaybettiği kelimeleri, hatta çoğul eklerini koruyorlar. Slav, Fin-Ogur kültürü etkisiyle sözcükler hayli değişmiş ama kökleri yaşatıyorlar.
Gerek ses, gerekse gramer özellikleri bakımından Türk lehçeleri arasında özel bir yere sahip olan Çuvaşça, Türkologların üzerinde önemle durdukları bir saha olmuştur. Türkologlar, Çuvaşça'nın Türk lehçeleri arasındaki yerini belirlemeye çalışırlarken farklı görüşler ortaya sürmüşlerdir. W. Radloff, Çuvaşça'nın Türkçeleşmiş bir Fin-Ugor dili olabileceği ihtimali üzerinde dururken, J.G. Ramstedt ve N. Poppe, Çuvaşça'nın Türkçe ile Moğolca arasında köprü vazifesi yapan üçüncü bir dil olduğu görüşünü savunmuşlardır (Yüce 1993: 389). A. F. Karamanlıoğlu ve R. R. Arat ise Çuvaşça'nın Ana Türkçe döneminde Yakutça ile birlikte ayrıldığını kabul etmektedirler.
Çuvaşça, Anatri (Aşağı) ve Viryal (Yukarı) olmak üzere iki ana diyalekte ayrılmaktadır. Çuvaş edebî dili, Anatri diyalektine dayanır. Bu iki diyalekt arasındaki en önemli fark ise Eski Türkçe “o” sesinin Tatarcanın tesiriyle Aşağı diyalektte “u”ya dönüşmesidir (M.Yılmaz 1997: 1545).
20. yüzyılda İvan Yakovleviç Yakovlev, Rus alfabesine dayalı, Çuvaşça'nın ses özelliklerine uyan yeni bir yazı sistemi getirmiştir. Bugünkü Çuvaş alfabesi, Yakovlev’in 1872'de meydana getirdiği alfabenin biraz değiştirilmiş şeklinden ibaret olup, 34 harf ve 2 yardımcı işaretten oluşmaktadır (Yüce 1993: 389). Çuvaşça'daki seslerin 9'u ünlü (sesli), diğerleri ise ünsüzdür.
Çuvaşça ile diğer Türk Lehçeleri ve Eski Türkçe arasında özellikle temel fiiller, şahıs zamirleri, sayılar ve organ isimleri dikkate alındığında, belli başlı ses değişmeleri dışında çok büyük bir farklılık yoktur.
N. İ. Aşmarin 1928 ile 1950 yılları arasında 17 ciltlik Slovar Çuvaskogo Yazıka (Çuvaş Dilinin Sözlüğü) hazırlayarak Çuvaş tarihi, lisanı ve kültürü için çok mühim bir eser ortaya koymuştur. 1 Eylül 1967’de Çeboksarı’da (Şupaşkar) Çuvaş Devlet Üniversitesi açılmıştır.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Çuvaşların, en eski sanatlarından birisi de tahta oymacılığıdır. Köylerde kadınlar hâlâ eski kılık-kıyafetlerini kısmen muhafaza etmektedirler. Çuvaş folkloru sanatta, musikide ve halk danslarında yaşamaktadır. Halk sanatı, tahta oymacılığı ile örgüde kendini gösterir. Örgülerinde kullandıkları ana renk koyu kırmızı olup, örgülerin arasında yeşil, koyu mavi, sarı renkler ve kenarlarında siyah bordürler hâkimdir.
Tarım yapılan topraklarda buğday, çavdar, patates, şeker pancarı, baklagiller, şerbetçiotu yetiştirilir. Şehirlerde et kombinaları, sütlü gıda imalathaneleri, makina inşaa, elektronik, kimya ve tekstil endüstrileri bulunmaktadır.
Evlenirken kızlar evin bütün eşyalarını getiriyor, erkek tarafı ise ev alıyor. Köy düğünlerinde kızlar biraraya gelip şarkı söyleyip eğlenirken, şehirde ise evlilik merasimi Türkiye’de olduğu gibi geleneksel adetleri yitirmiş durumda...
DÜNYA BÜLTENİ 22 KASIM 2016


27 Ocak 2021 Çarşamba

Buz devri Sibirya avcıları 23.000 yıl önce köpekleri evcilleştirmiş olabilir




Bir sanatçının bir Kızılderili ve eski Amerika'da bir köpek anlayışı

 
ETTORE MAZZA


















Bir sanatçının bir Kızılderili ve eski Amerika'da bir köpek anlayışı

 
ETTORE MAZZA

Buz devri Sibirya avcıları 23.000 yıl önce köpekleri evcilleştirmiş olabilir

Son buzul çağının sonlarına doğru, taş uçlu mızraklarla donanmış bir grup insan, avlarını kuzeydoğu Sibirya'nın acı soğuğunda takip ederek engin, çimenli bir arazide bizon ve yünlü mamutları takip etti. Yanlarında kurt benzeri yaratıklar koşuyordu, atalarından daha uysaldı ve primat arkadaşlarının avını avlayıp kampa geri sürüklemelerine yardımcı olmaya oldukça istekliydiler. Bunlar dünyanın ilk köpekleriydi. Onların torunları hem batı hem de doğuya aktı, Avrasya'yı doldurdu ve Yerli Amerikalıların atalarına Amerika'ya yayılırken eşlik etti.

Eski köpeklerden ve insanlardan DNA verilerini birleştiren yeni bir çalışmada ortaya konan senaryo bu. Proceedings of the National Academy of Sciences'da yayınlanan analiz, köpeklerin nerede ve ne zaman evcilleştirildiği konusunda yıllarca süren tartışmaları sona erdirmeyi amaçlıyor. Hatta ilk başta, temkinli kurtların nasıl sadık arkadaşlara dönüştüğünü açıklayabilir.

“Ben seviyorum bu çalışmayı,” Jennifer Raff, Kansas, Lawrence Üniversitesi'nde antropolojik genetikçi ve Amerika'da antik insanlar üzerinde bir uzman diyor. Bulguları doğrulamak için eski köpeklerden ve insanlardan daha fazla genoma ihtiyaç duyulacak, diyor ama şimdiden "Köpek hikayesi ile insan hikayesinin nasıl eşleştiğini görmek harika.

Araştırma, evrimsel biyolog Greger Larson'un Oxford Üniversitesi'ndeki ofisinde biralar üzerinden başladı. Durham Üniversitesi'nde bir zooarkeolog olan Angela Perri ile bir köpek muamması hakkında sohbet ediyordu: genetik ve arkeolojik kanıtların en az 10.000 yıldır yaşadıklarını öne sürdüğü Kuzey Amerika'daki eski köpeklerin kökenleri.

Güney Metodist Üniversitesi'nden arkeolog David Meltzer, köpeklerden ve insanlardan alınan antik DNA'yı karşılaştırmayı önermek için söz verdi. Perri, “Dave, insanların önce Sibirya'dayken ve sonra Kuzey Amerika'ya ulaştıktan sonra nasıl ve ne zaman farklı gruplara ayrıldığından bahsetmeye başladı” diye hatırlıyor. Köpek DNA'sı benzer modeller gösteriyorsa, bu, köpek ve insan hikayeleri eşleşmeye başladığında ortaya çıkabilir. "Dev bir beyaz tahtaya gittik ve farklı yönlere oklar yazmaya başladık. Sıcak bir karmaşaydı ama köpek evcilleştirme hikayesini anlattı. "

Araştırmacılar, karalamalarını geliştirmek için, bazıları 10.000 yıl öncesine dayanan, dünyanın her yerinden 200'den fazla köpeğin daha önce dizilenmiş mitokondriyal genomlarını analiz ettiler. Fosillerde nükleer DNA'dan daha bol olan kısa diziler olan mitokondriyal DNA, tüm eski Amerikan köpeklerinin A2b olarak adlandırılan genetik bir imza taşıdıklarını ve yaklaşık 15.000 yıl önce Kuzey Amerika'nın farklı bölgelerini doldururken dört gruba ayrıldıklarını gösterdi.

Ekip, bu bölünmelerin zamanlaması ve konumunun eski Kızılderili gruplarınınkilere ayna tuttuğunu ortaya çıkardı. Tüm bu insanlar, Sibirya'da yaklaşık 21.000 yıl önce ortaya çıkan, bilim adamlarının ata Yerli Amerikalılar olarak adlandırdığı bir grubun torunları. Ekip, bu insanlar Amerika'ya yaklaşık 16.000 yıl önce girdiklerinde yanlarında köpek getirmiş olmalılar . (Eski Amerikan köpekleri sonunda ortadan kayboldu . Avrupalılar Amerika'ya geldiklerinde köpekleri basitçe kontrolü ele geçirmiş olabilir.)

Genetik geçmişin daha da derinlerine inen ekip, A2b köpeklerinin yaklaşık 23.000 yıl önce Sibirya'da yaşayan bir köpek atasından geldiğini buldu. Ekip, bu atadan kalma köpeğin muhtemelen antik kuzey Sibiryalılar olarak bilinen bir genetik gruba ait insanlarla yaşadığını tahmin ediyor. 31.000 yıldan daha uzun bir süre önce ortaya çıkan grup, kuzeydoğu Sibirya'nın nispeten ılıman bir kesiminde binlerce yıl yaşadı ve sert bir iklimin çok uzak doğuya veya batıya hareket etmesine engel oldu. Bu vahayı günümüz köpeklerinin doğrudan atası olan gri kurtla paylaştılar.

Meltzer, "Bu insanlar muhtemelen yerde kürkler üzerinde uyuyor, ateşte taze öldürmeler yapıyorlardı" diyor. "Aç bir etobursanız ve bir mamut barbekü kokusu alırsanız, kontrol edeceksiniz."

Köpek evcilleştirmesinin önde gelen teorisi, gri kurtların yiyecek toplamak için insan kamp alanlarına yaklaştıklarını, en az ürkeklerin ise yüzlerce veya binlerce yıl içinde bugün bildiğimiz nazik yavrulara dönüştüğünü savunuyor. İnsanlar her zaman yeni kurt popülasyonlarıyla karşılaşacak kadar uzaklara giderse bu fikir işe yaramaz. Perri, ekibin bulguları doğruysa, her iki

türün de Sibirya'da binlerce yıldır nispeten yakın bir yerde olduğunu söylüyor.

Dahası, genetik kanıtlar, eski kuzey Sibiryalıların, Amerika'ya göç etmeden önce Amerikan Yerlilerinin atalarına karıştığını gösteriyor. Eski köpek yetiştiricileri, daha batıda Avrasya'ya seyahat edenler de dahil olmak üzere diğer insan gruplarının yanı sıra Yerli Amerikalılar haline gelen soyla hayvanları takas etmiş olabilirler. Bu, köpeklerin neden hem Avrupa'da hem de Kuzey Amerika'da yaklaşık 15.000 yıl önce ortaya çıktığını açıklayabilir; bu, daha önce bilim adamlarının köpeklerin birden fazla kez evcilleştirildiği yönünde spekülasyon yapmasına neden olan bir bilmecedir . Ekip, bunun yerine tüm köpeklerin 23.000 yaşındaki Sibirya yavrularından geldiğini öne sürüyor 

Stockholm'deki Kraliyet Teknoloji Enstitüsünde genetikçi olan ve köpeklerin Güneydoğu Asya'da evcilleştirildiğini uzun zamandır savunan Peter Savolainen daha küçümseyici. Takımın Amerika kıtasına özel olduğunu iddia ettiği A2b imzasının dünyanın başka yerlerinde de bulunduğunu söylüyor. Bu, tüm genetik analizi geçersiz kılıyor ve yeni çalışmanın köpek evcilleştirmesi hakkında "hiçbir şey söyleyemeyeceğini" öne sürüyor.

Ancak Raff, Amerika'daki eski insanlar hakkında bildiği her şeye dayanarak araştırmanın temel hikayesinin "doğru olduğunu" söylüyor. Yine de, mitokondriyal DNA'nın bir hayvanın genomunun yalnızca küçük bir bölümünü temsil ettiğini belirtiyor. “Nükleer DNA olmadan resmin tamamını dolduramazsınız” diyor.

Aynı şey, köpekleri Amerika'nın uzak köşelerine yaymış olabilecek Kızılderili atalar için de söylenebilir. Doktora yapan Justin Lund, “Bu çalışma gerçekten net bir ilerlemeyi temsil ediyor” diyor. Oklahoma Üniversitesi'nde antropoloji öğrencisi ve Native American perspektiflerini genomik araştırmalara dahil etmek için çalışan Navajo Nation üyesi. "Ancak bu anlatılar, kolonizasyondan önce Amerika'da mevcut olan bilgileri birleştirmeye başlayana kadar asla tam anlamıyla tamamlanmış sayılmaz."


Yayınlanan: 

doi: 10.1126 / science.abg7468


David Grimm

David, Bilimin Çevrimiçi Haber Editörüdür .