13 Şubat 2020 Perşembe





Görüntünün olası içeriği: açık hava


Bir Hun (Hiung-nu) yöneticisine ait Kurgan (mezar). Arkeologlar tarafından üzeri açılmış hali. Moğolistan, Noın Ula, 31. Kurgan. Fotoğraf N.V.Polosmak-Ye.S.Bogdanov, 2015.

11 Şubat 2020 Salı

Manyak




Altay Türkleri tarafından “manyak” olarak adlandırılan Şaman çuhasıdır. Bu çuhayı, sırasıyla Şaman başlığı veya tepeliği, yüze geçirilen veya takılan maske, ayağa giyilen ayakkabı veya dize kadar çekilen çekme, demir veya çeşitli metallerden kesilerek “manyak”ın üzerine dikilmiş mistik değeri ve manası olan semboller. Şaman giysisinin en önemli parçası, tabak edilmiş geyik veya keçi derisinden dikilmiş “manyak”tır.
Bir şamanın halk arasındaki itibarı, üzerine giydiği çuhanın görkemli olup olmamasıyla ölçülmektedir. Şaman çuhasının üzerinde ne kadar çok metalden kesilmiş şekil, insan fi gürü veya küçük bebekler ve deriden sicim varsa, şaman o kadar itibar kazanır. Şaman’ın çuhasının üzerinde taşıdığı bu mistik değeri olan şekiller ve semboller, Şaman’ın ruhlarla olan ilişkilerine de ışık tutar. Bir Şaman için bu çok önemlidir. Ne kadar çok ruhun yardımını alırsa, kendisine gelen hasta insanların derdine o kadar çabuk çare bulur. Halk bu durumu böyle değerlendiriyor. Bu sembollerle temsil edilen ruhlar, Şaman çuhasının üzerine yerleşirler. Şaman ölünceye kadar bu çuhanın üzerinden ayrılmazlar. Her zaman Şamanla beraber ve onun çok yakınında olurlar.
,,,,,,,,,,,,,,,,
,,,,,,,,,,,,,,,
Ahmet Ali ARSLAN
Yaşayan Eski Türk İnançları Bilgi Şöleni:
Bildiriler 16-17 Nisan 2007
NOT: Bu çalışma sayın Ahmet Ali Arslan’nın Hacettepe Üniversitesinin düzenlemiş olduğu “Yaşayan Eski Türk İnançları” sempozyumunda sunumunu yaptığı “Orta Asya Türk ve Amerika Kızılderili Şamanlarının Giysileri

Sekelistanlı Türk çocukları Macar parlamentosunda Plevne Marşını söylüyor.



sekelistan ile ilgili görsel sonucu

Sekelistanlı Türk çocukları Macar parlamentosunda Plevne Marşını söylüyor...
Romanya'nın ortasındaki 1 milyon nüfuslu özerk Sekelistan Türk bölgesi

Sekelistan, Romanya'da Transilvanya'nın doğusunda, Karpat Dağları'nın doğu silsilesinde yer alan, Sekellerin yoğun olarak yaşadığı tarihî ve etnografik bölge. yüz ölçümü yaklaşık 12.000-13.000 km² olup, nüfusu ise 810.000'in üzerindedir. 



sekelistan ile ilgili görsel sonucu



6 Şubat 2020 Perşembe

Sibiryalı Avcılar 15 bin yıl önce ısıya dayanıklı kaplar üretmişler


Sibiryalı Avcılar 15 bin yıl önce ısıya dayanıklı kaplar üretmişler


Sibiryalı Avcılar 15 bin yıl önce ısıya dayanıklı kaplar üretmişler


Antik Sibirya avcılarının Buz Devri'nde hayatta kalma mücadelesi verirken ısıya dayanıklı kaplar ürettikleri anlaşıldı. Amur nehri havzasında bulunan çömlekler 16.000 ile 12.000 yılları arasına tarihlendirildi.
Quaternary Science Reviews (Kuvaterner Bilim İncelemeleri) Dergisinde 1 Şubat tarihinde Shinya Shoda, Alexandre Lucquin, Oksana Yanshina, Yaroslav Kuzmin, Igor Shevkomud, Vitaly Medvedev, Evgeniya Derevianko, Zoya Lapshina, Oliver E.Craig ve Peter Jordan imzaları ile yayınlanan Rusya'nın Uzak Doğu'sundaki Geç Buzul avcı-toplayıcı çömlekleri: Kökenler ve kullanımdaki çeşitlilik göstergeleri (Late Glacial hunter-gatherer pottery in the Russian Far East: Indications of diversity in origins and use) başlıklı makaleye göre Rusya’nın Sibirya bölgesinde Amur Nehri havzasında birkaç ayrı noktada bulunan çömlekler ve üzerindeki yağ ve yiyecek kalıntıları analiz edildi.
York Üniversitesi'nden yapılan açıklamaya göre; 16.000 ila 12.000 yıl öncesine tarihlenen keramikler ısıya dayanıklı. Araştırma aynı zamanda dünyanın en eski çömlekleri için tek bir köken noktası olmadığını gösteriyor.
Analizin yapıldığı BioArch Laboratuvarı Başkanı Profesör Oliver Craig, “Bu çalışma arkeoloji bilimindeki yeni yöntemlerin heyecan verici potansiyelini gösteriyor. 16.000 yıl önce çömleklerde pişirilen yemek kalıntılarını ayıklayabilir ve yorumlayabiliriz.” diyor.
“Av ve fındık gibi orman kaynaklarının daha uygun olduğu nispeten sıcak dönemlerde değil, bu çok soğuk dönemlerde çömleklerin ortaya çıkması çok ilginç.”

Bu çömleklerin neden son Buzul Çağı’nın son aşamalarında icat edildiği ve bunların içinde hazırlanan yiyecek türleri uzun zamandır bir gizem.
Araştırmacılar ayrıca Amur Nehri üzerindeki Osipovka kültüründen elde edilen çanak çömlekleri de incelediler. Analizler, orada yapılan çanak çömleklerin, büyük olasılıkla göçmen somon balığı işlemek için kullanıldığını ve yerel avcılara büyük iklim dalgalanmaları dönemlerinde alternatif bir besin kaynağı sunduğunu kanıtladı. Japonya’nın komşu adalarında aynı araştırma grubu tarafından özdeş bir senaryo belirlendi.
Yeni çalışma, dünyanın en eski kil pişirme kaplarının Kuzeydoğu Asya’nın farklı bölgelerinde çok farklı şekillerde yapıldığını ve birbirleriyle teması olmayan ayrı grupların hayatta kalabilmek için benzer türde teknolojik çözümlere doğru ilerlemeye başladığı “paralel” bir yenilik sürecini gösteriyor.

Araştırmanın baş yazarı Dr. Shinya Shoda, “Bu sonuçlardan çok memnunuz çünkü dünyanın en eski çömlekçiliğinin Geç Buzul Dönemi’nde Kuzeydoğu Asya’nın farklı bölgelerinde neden icat edildiğine dair anlayışımızda büyük bir boşluğu kapatıyor.” diyor.
“Japonya’da erken dönem çanak çömleklerin kullanılma biçimiyle ilgili bazı çarpıcı paralellikler var, ancak beklemediğimiz bazı önemli farklılıklar da var. Bu durum, gelecekteki araştırmalarla takip edeceğimiz birçok yeni soru ortaya koyuyor.”
Araştırmanın kıdemli yazarı Profesör Peter Jordan, “Bulgular çok ilginç, çünkü dünyanın en eski çömlekleri için tek bir başlangıç noktası bulunmadığını öne sürüyor. Aynı zamanda farklı yerlerde çok farklı çömlek geleneklerinin ortaya çıktığını anlamaya başlıyoruz. Ve kaplar çok farklı kaynakları işlemek için kullanılıyordu.” diyor.
“Bu, büyük bir iklim belirsizliği döneminde, ayrı toplulukların ortak tehditlerle karşı karşıya kaldığı ve benzer teknolojik çözümlere ulaştığı bir paralel bir yenilik süreci gibi görünüyor.”
Son Buz Devri 26.000 ila 20.000 yıl önce en derin noktasına ulaştı ve insanları Sibirya’nın büyük bölümleri de dahil olmak üzere kuzey bölgelerini terk etmeye zorladı. Yaklaşık 19.000 yıl önce, sıcaklıklar yavaşça tekrar artmaya başladı ve küçük avcı grupları bu geniş boş ortamlara geri dönmeye teşvik etti.
Kaynak: York Üniversitesi 
Fotoğraflar: Yanshina Oksana

Batı Sibirya Türkleri-N.a.tomilov


Fotoğraf açıklaması yok.




Bazõ Türk arañtõrmacõlar, kimi Rus etnolog ve yazarlarõnõn Sibirya’daki Türk topluluklarõn buraya sonradan geldiklerini, dolayõsõyla burasõnõn çok eskiden beri Türk topraklarõ olmadõóõnõ vurguladõklarõ ñeklinde bir kanaate sahiptirler. Ama bu düñünce doóru deóildir. Türkler, Sibirya’da çok uzun bir zamandan beri var idiler, fakat her yerinde deóil. Bir kere Sibirya dünyanõn en geniñ bölgelerinden biridir ve meseleye bu devâsâ bölgeyi doóu, batõ, güney, kuzey gibi çeñitli bölgelere ayõrdõktan sonra, Türklerin hangi bölgelerde otokton halklar olduklarõ, hangi bölgelere hangi yüzyõllarda göç ettikleri arañtõrõlõrsa, o zaman daha doóru bir sonuca ulañõlabilir. Örneóin, herhalde Kõrõm’daki Türklerin Milat öncesinden beri orada yañamakta olduklarõnõ söylemek gülünç olurdu. Elinizdeki eserin konusu olan Batõ Sibirya bölgesindeki Türklerin oralara hangi yüzyõllardan itibaren göç ettikleri muhtasar olarak anlatõlmaktadõr. Türkler, Doóu ve Güney Sibirya’nõn otokton halklarõndandõr; ama dióer bölgelere tarihin belli bir döneminden sonra göç ederek gitmiñlerdir. Her milletin yañadõóõ topraklarda kullandõóõ coórafi isimler, o milletin kullandõóõ dilin özelliklerine ve gramer yapõsõna uygun olarak verilir. Örneóin Türkler, coórafi isimleri yalõn haliyle kullanõrlar ve nispet ekini de kelimenin sonuna –li, lõ ( Orta Asya’da –lik, lõk) ñeklinde ilave ederler. Kayseri-Kayserili, Bursa-Bursalõ veya Orta Asya’da Tañkent-Tañkentlik gibi. Bundan bañka hakim zümreler, sonradan yerleñtikleri topraklarda kendilerinden önceki etnik topluluklarõn kullandõklarõ coórafi adlarõn bazõlarõnõ tamamõyla deóiñtirip yeni adlar verir, bazõlarõnõ dillerinin kolay döndüóü ñekle sokarlar.Ruslarda ise coórafi adlarõn yazõlõñõ, yalõn hali, çoóul hali, nispet hali durumunda Rusça’nõn dil özellikleri sebebiyle bizdekinden bütünüyle farklõdõr. Daha da önemlisi, Türkçe’nin aksine Rusça’da eril, diñil ve nötr takõlarõ olduóundan, coórafi isimler karñõmõza yalõn halinden ziyade önüne veya arkasõna gelen kelimenin eril, diñil ve nötr oluñundan bañka, kelimenin yalõn halinin son harfinin durumuna baólõ olarak dört ñekilde çõkmaktadõr. Ruslarõn özellikle Türkçe yer adlarõnõn yalõn halini neredeyse tanõnmaz hale getirmeleri, Rusya’daki Türk topluluklarõ ve yer adlarõyla ilgili çalõñma yapan birçok kiñiyi yanlõñ anlama ve transkiripsiyonlara sevk etmiñtir. Bazõlarõ ve hatta Batõlõlar dahi, özellikle etnonimlerin çoóul halini sözü edilen bir halkõn kimliói ñekline dönüñtürmektedirler. Örneóin bazõlarõnõn Hanti ve Mansi ñeklinde yazdõklarõ etnonimlerin yalõn hali Hant ve Mansa’dõr. Hanti ve Mansi ñekli ise çoóul halidir. Dolayõsõyla Hantiler ve Mansiler ñeklinde yazõldõóõnda, çoóul ikinci kez çoóul yapõlmõñ oluyor. Kitabõ çevirirken Türkçe yer adlarõnõn Rusça’nõn özelliklerine göre deóiñiklióe uóramõñ ön ve son takõlõ hallerini veya tamamõyla asli ñeklini yazma konusunda çok ciddi tereddütler yañadõk. Hatta çeviri tamamlandõktan sonra Türkçe asõllõ yer adlarõnõ birkaç kez deóiñtirip tamamõyla Türkçe yazmayõ denedik. Fakat bu defa da bañka bir problem kendini gösterdi. Çünkü Türklerin verdikleri coórafi yer adlarõ bugün dünyada kullanõlan atlaslarda Türkçe imlasõyla deóil, Rus imlasõyla geçmektedir. Bu durum, haklõ olarak okuyucuyu büyük tereddütlere düñürebilirdi. Biz yine de bu toponimlerin çoóunu yalõn haliyle vermeyi tercih ettik. Çünkü Türkçe yer adlarõnõn Türk okuyucusuna Rus imlasõyla verilmesi, her ne kadar atlaslarda Rus imlasõyla geçmekte ise de, doórusu biraz tuhaf olurdu. Bazõ yer adlarõnõ ise XIX. Yüzyõldaki imlasõyla vermeyi uygun gördük. 1788-99 yõllarõ arasõnda beñ büyük cilt halinde yayõnlanan Novõy i pol’nõy geografiçeskiy slovar’ rossiyskago gosudartsva ili leksikon’ adlõ eser ve eski Rus atlaslarõ bu konuda çok iñimize yaradõ. Çünkü her dil gibi Rusça da bir takõm deóiñikliklere ve imla farklõlõklarõna maruz kalmõñtõr.

Örneóin eski coórafya sözlüklerinde doórudan Tumen ( Tümen) ve Vasugan ñeklinde yazõlan kelimeler modern Rusça’da Tyumen ve Vasyugan ñeklinde yazõlmaktadõr. Ruslar, bir nehir veya akarsu kenarõna kurulan ñehre verdikleri ismin sonuna –sk eki getiriyorlar. ôrkut – ôrkutsk, Baygul – Baygulsk, Yenisey - Yeniseysk gibi. Ondan sonra duruma göre bañka ekler de ilave ediliyor. Baygul – Baygulskaya volost’ ( Baygul nahiyesi). Halbuki Baygul kelimesi Türkçe bir addõr ve Kazaklarõn Bayulõ (Bayoólu) boyuna baólõ bir oymaóõn ismidir. Muhtemelen Baygul oymaóõndan bir kol Batõ Sibirya’ya göç edip kurduóu obaya veya köye kendi adõnõ vermiñtir. Görüldüóü gibi bizim Baygul’umuz Ruslarõn atlaslarõna ve kitaplarõna Baygulskaya olarak girmiñtir. Burada bir art niyetten ziyade Rus dili gramer kuralõnõn uygulanmasõ söz konusudur, ama Türk okucuyu bunu nasõl anlasõn ki? Hatta Türk okuyucu bizim Akmola’mõzõn Ruslarõn dilinde Akmolinsk, Tura nehri kenarõnda kurulan ñehrin Turinsk ve dolayõsõyla Akmolinskaya, Akmolinskiye, Akmolinskiy, Akmolinskoye’ye, Karaça Gölü’nün Karaçinskoye Ozero’ya dönüñtüóünü, Baraba Tatarõ adõnõn Barabin’e (çoóul halinde Barabintsõ) çevrildióini nereden bilecek? Rusça bilenler ve Rus literatürüne vakõf olanlar için elbette bir problem yok, ama sõradan bir Türk okuyucu atlaslarda Türkçe kelimelerin bu ñekilleriyle karñõlañacaktõr. Türkçe yer adlarõnõn Rus atlaslarõnda Rus dili gramerine uygun ñekilde verilmesi, bizim onlarõ Türkler tarafõndan kullanõldõóõ ñekliyle vermemizi engellemez. Türkçe bir kitabõ Yunancaya çeviren bir kiñi, herhalde Türkçe’de Yunan ñeklinde yazdõóõmõz kelimeyi “Yunan” olarak deóil, “Grek” olarak çevirir. Keza bu kitap Türkçe yazõlmõñ ve bir Rus tarafõndan Rusça’ya çevrilmiñ olsaydõ, mutlaka o da örneóin bizim Tura nahiyesi ñeklinde yazdõóõmõz kelimeleri “Turinskaya volost’” ñeklinde çevirecekti. Bu uyarõyõ yapmak zorundaydõk. Dolayõsõyla okuyucu kitapta geçen yer adlarõnõn yalõn Türkçe halinin dõñõnda Rus imlasõyla verilen kelimelerdeki ekleri görmezden gelebilir. Ayrõca bir ñehrin bazõ yerlerde kaza, bazen ilçe, bazen ñehir olarak geçmesi, onlarõn geçmiñteki nüfus ve büyüklüklerine göre farklõ statüler kazanmasõndan kaynaklanmaktadõr. Ayrõca okuyucu kitapta geçen tüm “Tatar”, “Tatarlar” kelimelerini “Türk, Türkler” ñeklinde okumalõdõr. Çünkü Rus tarihçisi L. N. Gumilev’in dediói ve elinizdeki eserin yazarõnõn da iñaret ettiói gibi “Tatar” kelimesi özellikle Ruslar tarafõndan Türklere yakõñtõrõlan teorik isimlerden biridir ve günümüzde Rusya Devleti sõnõrlarõ içinde yañayan Türk-Tatarlarõn tarihte bildióimiz Tatarlarla hiçbir iliñkileri yoktur. Not: Yazarõn referans gösterirken kullandõóõ Amerikan sistemi, en azõndan elinizdeki eserin çevirmeni tarafõndan hiç hoñ karñõlanmadõóõ ve okuyucu ile metin arasõna büyük boñluklar koyduóu için, klasik usulde her sayfanõn altõnda dipnotlar olarak verilmiñtir. Fakat çok yer tutmasõn diye dipnotlarõn çoóu kõsaltõlmõñ haliyle konulmuñ; makaleler ile özgün çalõñmalar arasõnda bir ayrõm yapõlmamõñtõr. Bu makale ve eserlerin tam ñekline kaynakça kõsmõndan bakõlabilir.

D. Ahsen Batu



Batı Sibirya Türkleri-N.a.tomilov



https://www.mediafire.com/file/tai86t8e2czoszg/N._A._Tomilov_-_Bat%25C4%25B1_Sibirya_T%25C3%25BCrkleri.pdf/file

2 Şubat 2020 Pazar

KIRIM'DA AĞAÇLARINA DOKUNULMAYAN KADİM MEZARLIK: BALTA-TİYMEZ







KIRIM'DA AĞAÇLARINA DOKUNULMAYAN KADİM MEZARLIK: BALTA-TİYMEZ



Avrupa’nın en eski Türk ve Musevi Mezarlığı, Kırım’da ağaçlarına dokunulmayan kadim mezarlık Balta-Tiymez geçmişi ve isminin hikâyesiyle dikkat çekiyor.
Hazar İmparatorluğunun mirasçıları olan Kırım Karay Türklerinin, Balta – Tiymez (Balta Değmez) mezarlığı, adını mezarlıktaki meşe ağaçlarının kesilmesinin yasak oluşundan alıyor. Balta – Tiymez Mezarlığı, Rus işgali altındaki Kırım yarımadasının Bahçesaray şehrinde, tarihi Kırk-Yer bölgesinde Hazar döneminde inşa edildiği bilinen Çufut (Çift) Kale’nin alt tarafında yer alıyor.

NEDEN AĞAÇLARINA DOKUNULAMIYOR?

Kırım Karaylarının belirli tabularla saygı gösterdiği Balta-Tiymez, Karay ailelerinin kökü olduğuna inanılan ağaçlara (terekler) sahip bulunuyor. Her ailenin bir ağacı olduğu tasavvuruyla bu ağacın kuruması veya yok edilmesinin ailenin soyunun kuruması anlamına geliyor.
Ağaçlara dokunmama tabusu dışında mezarlıkta hayli saygılı davranılıyor, sigara dahi içilemiyor. Sadece Kırım Karayları, Kırım Türkleri ve Türk soylu halklardan cemaatin izin verdiği kişilerin girişine ve içinde çalışmasına izin veriliyor.

MEZAR TAŞLARININ BİR KISMI SAKLANDI, BİR KISMI MEYDAN İNŞASINA KURBAN GİTTİ

Karay Türkleri tarafından mezarlıktaki kadim mezar taşları üzerinde tahrifat yapıldığı ve Türk adlarının yok edilerek mezarlığa saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle saklı tutuluyor. Mezarlıkla ilgili çalışmalar yürüten Türkolog Haham Avraham Ben Şemuel Firkoviç’in (1786-1874) bulduğu bilinen bazı mezarlar ve el yazmalarının da, ölümünden Saint Petersburg’da müzeye kaldırıldığı ve gizlendiği ifade ediliyor. Günümüzde de hahamın arşivine çok kısıtlı sayıda araştırmacının erişebildiği belirtiliyor.
Mezarlıktaki bazı mezartaşlarının Sovyetler Birliği döneminde Bahçesaray’da yaptırılan Lenin Meydanı için kullanıldığı biliniyor.

TARİHİN KARANLIKLARINDAN İSİMLER VE ÖLÜM TARİHLERİ

Balta Tiymez’de yer alan isimler ve tarihler de Hazarlar dönemine dek uzanan köklü bir geçmişi ve bölgedeki Türk izlerini gösteriyor.
Mezarlıktaki kadın isimleri ve tarihleri: Akbike (1030), Ayke (719), Aytolu (825, 1023, 1086), Altınkız (1006), Arzu (836-976-1045), Bibüş (1044), Bikeçe (635-834-937-1001-1088-1127), Biyana (845-1003), Bikelek (936), Biçe (1150), Gulef (635-1025-1064), Devlet (1024), Menevşek (982-1030), Meneveş (653), Murat (1000-1090), Saadet (1045), Sarra-Hatun (669), Severgelin (670), Sultan (975-1035-1049) Tohtar (898-1045-1140), Şahuv (704-1030), Emçi (726).
Mezarlıktaki erkek isimleri ve tarihleri: Alani (706), Appak (1028), Baba (991), Babay (1046), Babakay (1090), Baba-şah (1047), Balıkay (1090–1098), Bahşi (622–619–667), Duvan (1065), İncirci (1175), Kefeli (1128), Mesud (807), Murza (1049), Parlak (180), Paşa (998–1035–1062), Sakizçi (1061), Temirza (1088), Tohtamış (262–578–1157), Ulu Ata (973), Çaban (1150–1157), Emeldeş (1172), Efendi (824).

Kaynak: Avraham İşcen, “Kadim Balta Tiymez Mezarlığı – Tarihten Gizlenen Hazarya’daki Karay Mezarlığı”, Felsefe Taşı.org
Hazırlayan: Mehmet Berk Yaltırık