1 Ocak 2020 Çarşamba

KAŞGARLI MAHMUT'A GÖRE TÜRK BOYLARI

Fotoğraf açıklaması yok.



KAŞGARLI MAHMUT'A GÖRE TÜRK BOYLARI
Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lugat it-Türk'te, “Türkler aslında yirmi boydur.” diye yazar. Ancak Bulgar Türkçesinden çok sık örnekler verdiği halde, bu yirmi boyun içinde Bulgarları saymayı unutmuştur. Böylece Bulgarlarla birlikte, 11. yüzyılda Türkler yirmibir (21) boydur. Kaşgarlı, bu boyları şöyle sıralar:
“Rum ükesine en yakın olan boy Beçenektir. Sonra Kıfçak, Oğuz, Yemek, Başgırt, Basmıl, Kay, Yabaku, Tatar, Kırgız gelir. Kırgızlar Çin ülkesine yakındırlar. Bu boyların hepsi Rum ülkesi yanından doğuya doğru uzanır gider.
Çiğil, Toxsı, Yağma, Uğrak, Çaruk, Çomul, Uygur, Tanğut, Kıtay. Kıtay ülkesi Çin'dir. Bundan sonra Tawgaç gelir. Orası Maçin'dir. Bu boylar güney ile kuzey arasında bulunurlar.
Gezginci olarak yabancılarla karışanlar Hotan ve Tibet halkı ile Tanğutların bir kısmıdır. Bunlar Türk eline sonradan gelmişlerdir.
Çin ve Maçin halkının ayrıca dilleri vardır. Bununla birlikte şehirliler Türkçeyi iyi bilirler. Mektuplarını bize Türk yazısı ile yazarlar.
Uygurlar, 24 harften oluşan Türk yazısını kullanırlar. Kitaplarını, mektuplarını bununla yazarlar. Uygurların ve Çinlilerin bundan başka bir yazıları daha vardır. Defterlerini, senetlerini bununla yazarlar. Bu yazıyı Müslüman olmayan Uygurlarla Çinlilerden başkası okuyamaz. Söylediklerim, şehir halkıdır.
İki dil bilenler Soğdak, Kençek ve Argu boylarıdır. [Kaşgarlı, sözlüğünde bu lehçelerden örnekler verdiği halde, işginçtir ki bu boyları Türk saymaz. Bu boylar da eklendiğinde, 11. yüzyıldaki Türk boylarının sayısı yirmidörde çıkar. ]
Tübüt'ün (Tibet'in) ve Hotan'ın ayrı dilleri ve ayrı yazıları vardır. Bunların ikisi de Türkçeyi güzel konuşamaz.
Çaparkalıların (Japonların) ülkelerin uzak olması, araya büyük denizlerin girmiş bulunması yüzünden, dilleri bizce bilinmiyor.”
Kaşgarlı'nın yazdıklarından ne anlıyoruz?
O dönemdeki Türk boyları, bugün “Uygur Alfabesi” diye adlandırdığımız Türk yazısını kullanmaktadır. Kitaplarını ve mektuplarını bununla yazarlar.
Uygurlar, Tangutlar, Kıtaylar ve Tawgaçlar bu yazının dışında bugün “Çin alfabesi” ya da “Çin İşaretleri” dediğimiz bir başka Türk yazısı daha kulanmaktadırlar. Defterlerini ve senetlerini bununla yazarlar.
Aşağıdaki haritada Çin resmi tarihindeki Xi Xia, Liao ve Song hanedanlıklarının toprakları görülüyor. Xi Xia, Liao ve Song adları, resmi Çin tarihçilerinin uydurmuş oldukları adlardır.
“Xi Xia”, Tangutların devletidir. “Liao”, Kıtayların devletidir. Kaşgarlı'nın “Çin” dediği yer bu iki devlettir. “Song” da Tawgaçların devletidir, yani “Maçin”dir. Tangutlar, Kıtaylar ve Tawgaçlar Türk boylarıdır ve bu ülkeler, Türk ülkelerdir.
Kaşgarlı'nın yazdığı gibi “Çin ve Maçin halkının ayrıca dilleri vardır. Bununla birlikte şehirliler Türkçeyi iyi bilirler. Mektuplarını bize Türk yazısı ile yazarlar.”
Bu “ayrıca diller” hangileridir? Tangut ve Kıtay ülkelerindeki “ayrıca dil”, Mançuca ile bugün Moğolca dediğimiz dildir. Moğolca, Türkçe ile Mançucanın (Tunguzcanın) karışımından oluşmuş bir dildir.
Tawgaç ülkesindeki “ayrıca dil” ise, bugün Mandarin dili diye adlanan dilin Mançuca ile yoğrulmadan önceki halidir. Tawgaç Türklerinin saray dildir.




Fotoğraf açıklaması yok.


Görüntünün olası içeriği: yazı
Fotoğraf açıklaması yok.



Görüntünün olası içeriği: yazı


Görüntünün olası içeriği: yazı




Görüntünün olası içeriği: yazı

Fotoğraf açıklaması yok.

Fotoğraf açıklaması yok.


Görüntünün olası içeriği: yazı
Görüntünün olası içeriği: yazı
Fotoğraf açıklaması yok.

Görüntünün olası içeriği: yazı

Fotoğraf açıklaması yok.

Fotoğraf açıklaması yok.

Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.

Fotoğraf açıklaması yok.

Fotoğraf açıklaması yok.

Fotoğraf açıklaması yok.
Fotoğraf açıklaması yok.


Fotoğraf açıklaması yok.

        Görüntünün olası içeriği: yazı





2020 yılı, “Bilge Tonyukuk” Abidesinin dikilişinin 1300. yıl dönümü olarak kutlanacak..

Görüntünün olası içeriği: yazı


UNESCO tarafından alınan kararla; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan ve Türkiye‘nin desteğiyle 2020 yılı, “Bilge Tonyukuk” Abidesinin dikilişinin 1300. yıl dönümü olarak kutlanacak..
Tonyukuk Yazıtları ya da uluslararası literatürdeki adıyla Bain Tsokto Yazıtları, Orhun Irmağı vadisinde 8. yüzyılda 720-725 senelerinde yazılıp dikilmiş olan Göktürk Yazıtlarından birisidir.
Bilge Tonyukuk Türk milleti için verdiği mücadeleleri Bilge Kağan ve Kül Tigin'in ölümü ardından diktirmiş ve yazıları kendisi yazmıştır..
Tonyukuk Anıtı Metinlerinden Alıntılar…
“Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin boğazı tok idi. Düşmanımız etrafta ocak gibi idi, biz ateş gibi idik. İltiriş Kağan bilici olduğu için, cesur olduğu için, Çine karşı on yedi defa savaştı, Kıtaya karşı yedi defa savaştı, Oğuza karşı beş defa savaştı. Onlarda müşaviri, yine bizzat ben idim.”
“İlteriş Kağan kazanmasa, ve ben kendim kazanmasam, il de millet de yok olacaktı. Kazandığı için, ve kendim kazandığım için il de il oldu, millet de millet oldu. Kendim ihtiyar oldum, kocadım. Herhangi bir yerdeki kağanlı millette böylesi var olsa, ne sıkıntısı mevcut olacakmış ? Türk Bilge Kağanı ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.”

21 Aralık 2019 Cumartesi

TÜRKLERDE NARDUGAN BAYRAMI BAŞLADI

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, ayakta duran insanlar ve açık hava




TÜRKLERDE NARDUGAN BAYRAMI BAŞLADI🔥♥️

Türkler tarih sayfalarında yer almaya başladıkları ilk dönemlerden beri yeni yılı Akçam ağaçlarını süsleyerek, ateş yakararak ve dans ederek kutlarlar. Bu özel güne “Nardugan Bayramı” adı verilmiştir. Nardugan Bayramı farklı Türk topluluklarında çeşitli şekillerde isimlendirilmiştir. “Koyaş Tuğa”, “Nardugan”, “Mardugan”, “Raştua”, “Nartavan”, “Nartukan”, “Nardava”, “Nardvan” bu isimlendirmelerden birkaç tanesidir.

Kutlama günü insanlar yeni kıyafetler giyerler. Tüm akrabalar bir araya gelir ve özel yemekler hazırlanır. Kadim Türk Astrolojisinde her yıl 21-22 Aralık arasında gündüz gece ile savaşır ve sonunda güneş galip gelir. Bu zaferden sonra gelen ilk dolunayda yeni yıl kutlanır. Bu bayram atalarımız için bir “Yeniden Doğuş Bayramı”dır. Türkler ile akrabalıkları bilimsel olarak kanıtlanmış olan Sümerlerde de “Nardugan Bayramı” kutlanması, yeni yıl kutlamalarının Türk kökenli olduğuna oldukça sağlam bir kanıttır.

Eski Türklerin sahip olduğu “Hayat Ağacı” inancı, yaz kış yapraklarını dökmeyen Akçam ağacı ile sembolize edilmiştir. Türk tarihinde kadim dönemlerden beri kutlanan bir “Çam Bayramı” da bulunmaktadır. Türk sanat eserlerinde sıklıklar görülen “Hayat Ağacı” figürü, Türk kökenleri bilimsel olarak kabul edilen “Navajo Kızılderilileri” tarafından da el sanatlarında kullanılmıştır. Bu ağacın bilimsel olarak Türklerin tarih boyunca yoğun olarak bölgede varolduğu, Gülzade Kahveci tarafından akademik bir çalışma ile ispat edilmiştir.

“Noel kutlama tarzı “Nardugan” bayramına benzeyip kış ve yeni yılbaşı bayramı olarak Türk toplulukları tarafından kutlanmaktadır. ‘Beyaz çam Ağacı’ süslemesi kutlamalarda en önemli törensel parçadır. Nardugan Bayramı’nı coğrafi olarak nerede kutlandığını göz önünde bulundurur ve geleneksel belirtileri dikkata alırsak bu ağacın bir çam veya bir ‘Abies Sibrica’ olabileceğini düşünebiliriz. Netice olarak çamın Noel kutlamalarında bugün ortak olarak seçilmesinin sebebi sadece estetik değerinden dolayı değil, ancak kadim geleneğin yolunda giden bir uygulamadır. 1

Türklerin çok eski çağlardan beri Akçam ağacının süslemesi, tören sırasında ağacın altına hediyeler konması ve ağaca renkli bez parçaları bağlanarak yeni yıl için dileklerde bulunulması, Avrupalıların “Noel Ağacı” geleneğinde bir Türk etkisi olduğunu kanıtlar. Günümüzde de bazı köylerimizde “Dilek Ağacı” adeti devam etmektedir. Yeni yıl kutlamaları ve ağaç süsleme Türklerden Sümerlere, oradan da Anadolu üzerinden Avrupa toplumlarına geçmiştir.

Batı toplumlarının pagan cehaleti içinde bir inanç sistemine sahip olduğu, doğu toplumlarının ise ateşe ve putlara taptığı dönemde, Türk insanı “Yer – Su” inancına, ak sakallı bilge ve yardımsever kişi, “Tengri Ülgen”e ve kış mevsiminin atası “Ayaz Ata”ya inanmıştır. “Ayaz Ata” ve taklidi olan “Noel Baba”nın giydiği kıyafetler kadim Türk insanın giydiği kıyafetlerdir. Kutlama sırasında atalarımız Akçam ağacının etrafında “İnderbay” denilen dairesel bir oyun oynarlardı. O gün tüm kötülükler, dargınlıklar unutulur herkes birbirine çok iyi davranırlardı. Günümüzde tamamen batı kültüründen kopya ettiğimiz yılbaşı kutlamalarının kökeninde kendi kültürümüz olduğunu ne yazık ki pek az Türk biliyor. Bu bayram için “Peynirçiçeği Gündoğan Gönüllüleri Derneği” ve “Bodrum Belediyesi” tarafından ortaklaşa, “Nardugan Kültür Etkinlikleri” adı altında 20 – 21 Aralık tarihlerinde bir kutlama yapılmaktadır. Batı toplumlarının Türk kökenli inançları kullanarak yaptığı ve kendi içindede tutarsızlıklar içeren yılbaşı kutlamaları yerine “Milli Yılbaşı” kutlamaları yaygınlaştırılmalı; bu kutlamaların kökenleri Türk tarih ve mitolojisinde aranmalıdır. Bu konuda Doç. Dr. Pervin ERGUN, bir makalesinde bizlere bilimin işaret ettiği yolu gösteriyor.

“Küresel kültürün mozaik taşlarına dönüşmemek için onurlu ülkelerin direnç modelleri incelenerek çözüm önerileri geliştirmek gerekmektedir. Karşı konulamayan bu kültürel akış içerisinde millî kahraman ve figürleri desteklemeye ihtiyaç vardır. Nitekim Almanya, Çin vb. ülkelerde yerel mitolojik halk kahramanları yılbaşı kutlamaları için kullanılmaktadır. Dünyanın en eski, en köklü ve karakteristik kültür kalıplarına sahip Türk milletinin, küresel sermayenin baskısına direnecek kültürel zenginliği ve kahramanları vardır. Türk milletinin ayakta kalışının ve yükselişinin kendi kültürüne sahip çıkmak ve dünya pazarında rekabet yapabilmekle mümkün olduğunun hatırdan çıkarılmaması gerekmektedir.” 2

Bilimde, sanatta, uygarlıkta ve bunlara bağlı, hayata dair bir çok alandan “Türk Kültürü” kendinden başka toplumları etkileyebilecek kadar özel örnekler sergilemiştir. Ne yazık ki kadim kültürümüzün özel değerlerine sahip çıkamadık. Onları batı kültürüne kaptırmakla kalmadık; birde bize ait değerleri onlardan taklit ederek yaşamaya başladık. Şanlı tarihimizdeki birçok atamızın dediği ve yüce Atatürk’ün de açık seçik ifade ettiği gibi;

“Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki gelişmesi ile geleceğin yüksek medeniyet ufkunda yeni bir güneş gibi doğacaktır.”

Yararlanılan Kaynaklar:

Kıpçaklar, Murat ADJI
Noel Bayramı’nın Kökü Türklerde, Muazzez İmiye ÇIĞ
Nartugan Nedir?, Arif İsmet VİDİNLİ
Noel ve Nardugan, Doç. Dr. Haluk Berkmen

Traditional usage of the fir species: Fir as a Christmas tree from Middle Asia to Europe, Gülzade KAHVECİ
Küresel Dünyanın Tüketim Mitleri Fakelore’un Başarısı: Yılbaşı mı Kutluyoruz Noel mi?, Doç. Dr. Pervin ERGUN

TÜRK DÜNYASININ NARDUGAN BAYRAMI KUTLU OLSUN...

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, gülümseyen insanlar

Ötzi’nin Kullandığı 5.300 Yıllık Yay Kirişi Tanımlandı





 Ötzi’nin Kullandığı 5.300 Yıllık Yay Kirişi Tanımlandı


Alplerde donmuş olarak keşfedilen Buzadam Ötzi’nin cesedinin yanında bulunan uzun sicimin, ahşap yayına ait olduğu ortaya çıktı.
Sicimin uzunluğu, Ötzi’nin kullandığı yayın uzunluğu ile aynı çıktı. C: South Tyrol Museum of Archaeology
Uzmanlar uzun zamandır bu iki nesnenin birbirine bağlı olup olmadığını tartışıyordu, ancak bilim insanları bu sefer kesin kanıtlar elde etti.
5.300 yaşındaki Ötzi’nin oklarını tutmak için kullandığı bir kılıfın içine sıkıştırılmış olarak bulunan sicim, hayvan sinirinden yapılmıştı. Hayvan siniri, güçlü ve dayanıklı bir yay üretmek için oldukça ideal bir malzeme.
1991’de Schnalstal buzulunda yürüyüşçüler tarafından keşfedildiğinde, Ötzi’nin mumyalanmış vücudunun yanındaki yayla neredeyse aynı uzunlukta iki metrelik bir sicim bulunmuştu.
Ötzi’nin mumyalanmış gövdesinin iklim kontrollü bir odada tutulduğu Güney Tirol Arkeoloji Müzesi’nin yaptığı açıklamada, “Bunu uzun zamandır umuyorduk ve şimdi bilim tarafından da onaylandı: Ötzi’nin kılıfındaki sicim gerçekten bir kiriş ve yayına mükemmel bir şekilde uyuyor.” deniyor.
Ötzi’nin donarak mumyalanmış kalıntıları. C: South Tyrol Museum of Archaeology
Daha önce sicimin bitki malzemesinden yapıldığı düşünülüyordu, ancak müze uzmanları, bitki liflerinin yay gerginliğine dayanamayacağını ve bu nedenle bir yay için uygun olmayacağını söylüyor.
Ötzi’nin yanında bulunan bu kiriş, şimdiye kadar bilinen en eski ve en iyi korunmuş kiriş ilan edildi.
Bilim insanları ayrıca Otzi’nin yayının porsuk ağacından henüz yeni kesilmiş olduğunu keşfettiler. Ayrıca yayın üzerinde, ahşabı yontmak ve şekillendirmek için kullanılan bir balta tarafından yapılmış izler buldular.
Araştırmacılar, “Oklar ve ok uçları dünya çapında nispeten yaygın buluntular olsa da, yay, ok ve bazen de kılıflardan oluşan eksiksiz av ekipmanı setleri son derece nadirdir ve sadece Alplerin buzul buluntularından bilinir.” diyor.
Buzadam Ötzi’nin yeniden canlandırmasında elinde porsuk ağacından yay tutuyor. C: South Tyrol Museum of Archaeology
Tarih öncesi kirişler, arkeolojik kazılarda bulunan eserler arasında en nadir bulunanları arasında yer alıyor. Araştırmacılara göre, Ötzi’nin kılıfı içindeki ip, dünyadaki en eski korunmuş kirişi olabilir.
Ötzi’nin kılıfı, bir dağ keçisi derisinden dikilmişti. Ötzi öldüğünde bu kılıfın içinde 14 ok vardı.
Araştırmacılar, bu deri kılıfın gerekirse çok hızlı bir şekilde açılabileceğini ve tek bir kol hareketi ile bir okun çok kolay çıkarılabileceğini söylüyor.
1991 yılında Ötzi’nin keşfi, Avusturya ve İtalya sınırındaki 3.210 m yüksekliğindeki dağ geçidinde yapıldı ve büyük bir sansasyon yarattı. Stonehenge ve Piramitlerden daha eski silahlarının, kıyafetlerinin ve vücudunun yoğun analizi, Neolitik çağın anlayışına ölçülemez bir şekilde katkıda bulundu.
Ötzi, bir okla arkasından vurulduktan sonra öldü ve onu kimin öldürmek isteyebileceğine dair günümüze kalan bir merak bıraktı.
Vücudu ve eşyaları dağlardaki buzlar içinde mükemmel bir şekilde korunmuştu. Öldürüldüğünde 45 yaşlarında olduğu düşünülüyor. Bu yaş, dönem için yaşlı sayılabilecek bir yaş.

The Telegraph. 18 Aralık 2019.
Makale: Junkmanns, J., Klügl, J., Schoch, W. H., Di Pietro, G., & Hafner, A. (2019). Neolithic and Bronze Age archery equipment from alpine ice-patches: A review on components, construction techniques and functionality. Journal of Neolithic Archaeology, 21, 283-314.

20 Aralık 2019 Cuma

Akdeniz Neden Ak, Karadeniz Neden Kara?

Görüntünün olası içeriği: yazı

 Akdeniz Neden Ak, Karadeniz Neden Kara?
Türkler de eskiden beri beş ana rengi esası olarak gördü ve bunların her birini bir yöne verdi. Bu renkler aynı zamanda soğuğu ve sıcağı da belirtiyordu.
Toplumların renklere yükledikleri anlamlar ve renklere karşı yaklaşımları farklılıklar gösterir. İlk Türk devletlerinde de renkler hem toplum hem de devlet için birçok anlam ifade etmiştir.
Türkler, Anadolu’ya geldikleri zaman eski geleneklerini devam ettirerek; Türkiye’nin kuzeyindeki denize Karadeniz, batısındaki denize Akdeniz, güneyindeki denize ise Kızıldeniz adını vermiştir.
Ak, kara, kızıl ve gök renklerinin dışında kullanılan beşinci bir renk daha vardır ki bu da sarı renktir. Sarı renk yönleri göstermez, diğer dört rengin merkezini ifade ederdi. İlk Türk devletlerinin devlet teşkilatlanması bakımından sarı renk merkezî hâkimiyeti, merkezin gücünü ve kudretini ifade ederdi.
Kök Türk ve Uygur devlet geleneğinde çadırların renklerine bağlı bir hiyerarşik düzen vardı. Kağanlar altın işlemeli otağda otururlar ve kırmızı elbiseler giyerlerdi.
İlk Türklerde renkler, askerî ve toplumsal örgütlenme içerisinde de önemli bir yere sahipti. Mete Han’ın bir kuşatma sırasında renkleri dikkate alarak ordusunu dört kısma ayırması buna en güzel örnektir. Bu planlamaya göre kuzeyde yüz bin kişilik yağız (kara) atlı, batıda yüz bin kişilik ak (beyaz) atlı, güneyde yüz bin kişilik doru (bordo) atlı, doğuda da yüz bin kişilik demir kırı atlı bulunurdu.
Savaşta, barışta ve törenlerde değişik anlamlar ifade eden farklı renklerde bayraklar kullanan Türkler, Gök Tanrı inancının etkisiyle mavi renge ayrı bir önem vermiş, mavi rengin bir tonuna, Türk Mavisi (turkuaz) denilmiştir.
Tarihte isminde renk bulununan bir çok Türk beyliği ve devleti gelip geçmiştir. İsimlerindeki renkler de yine bu yönler ve renkler olayıyla alakalıdır.

Osmanlı Uç Beyinin Türbesinde Gök Tanrı İnancı Motifleri Bulundu



Osmanlı Uç Beyinin Türbesinde Gök Tanrı İnancı Motifleri Bulundu

Ertuğrul Gazi’nin uç beyi olarak görevlendirdiği İsa Sofi’nin türbesinde gök tanrı inancına dair motifler bulundu.

Araştırmacılara göre İsa Sofi’nin İslami bir kimlik taşıdığı ve bu konuda topluma liderlik ettiğini düşünülüyordu. Ancak türbesinde, mezarın yönünden başka İslami öge bulunamadı.
Türbede, Türklerin evren tasavvuru, hayat ağacı ve şamanın göğe yükselmesi gibi figürler yer alıyor.
Ertuğrul Gazi’nin, uç beyi olarak görevlendirdiği İsa Sofi’nin Bilecik’teki türbesinde tadilat sırasında bulunan figürlerin, eski Orta Asya Türk inancına ait olduğu tespit edildi.
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babası Ertuğrul Gazi’nin uç beyi olarak görevlendirdiği İsa Sofi’nin türbesi, Söğüt ilçesi Borcak Köyü’nde bulunuyor.
Türbede yapılan tadilatta gün yüzüne çıkan motifleri inceleyen uzmanlar, bunların Orta Asya Türk inancına ait olduğunu tespit etti.
Tarihçiler bu türbeyi, orijinalliğiyle ayakta kalabilen ender yapılar arasında gösteriyor.
Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurfeddin Kahraman, türbenin yapılış tarihinin, Osmanlı’nın kuruluş yıllarına dayandığını söyledi.
İsa Sofi’nin, Ertuğrul Gazi’nin yakın arkadaşlarından olduğunu anlatan Kahraman, şöyle konuştu:
“Bizi en çok ilgilendiren konulardan biri, türbede eski Orta Asya inancına ait motiflerin bütün duvarlara işlenmiş olması. Orta Asya’daki bazı toplumların inancına göre oluşan üç katlı evrendeki motifler var. Bunlar kök boya kullanılarak yapılmış. Işık alemi, gökyüzü katları, gökyüzünün en yüksek kesim noktası, onun altında 17 kat olarak tasavvur ediliyor. Güneş motifleri, bütün katlara ulaşan hayat ağacı ve yer altındaki yaşam ile ilgili çizimler var.”
Söz konusu figürlerin restorasyon sırasında bulunduğunu aktaran Kahraman, şöyle devam etti: “Sıvası, keçi tiftiği ile daha çok kireçten oluşan harçla yapılmış. Bu sıvanın üzerine de motifler çizilmiş. Anadolu’nun Türkler tarafından ana yurt haline dönüştürülmesi safhasından bu özellikleriyle ayakta kalan tek örnek gibi görünüyor. Osmanlı’nın kuruluş yıllarından bu zamana kadar bozulmadan gelmesi bizim için Bilecik ve Söğüt için büyük bir şanstır. Türbenin, Söğüt ile entegre edilerek turizm açısından değerlendirilmesi büyük önem arz etmektedir.”
İslami öge yok
Aynı fakültenin Tarih Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Refik Arıkan da türbenin iç tezyinatının, Gök Tanrı inancına dair motifler içermesi bakımından önemli olduğunu belirtti.
Türbe tezyinatında uygulanan üslubun, dönemin inanç sistemi ve İsa Sofi’nin kimliğiyle ilgili önemli ipuçları verdiğine değinen Arıkan, “Asıl ilginç ve dikkat çekici olan ise İslami bir kimlik taşıyan ve bu konuda topluma liderlik ettiğini düşündüğümüz kişinin türbesinde, mezarın yönünden başka İslami öge bulunmaması. Kompozisyonda yer alan Türklerin evren tasavvuru, hayat ağacı ve şamanın göğe yükselmesi gibi figürler, toplumun bu dönemdeki inanç sistemini göstermesi bakımından önemi haizdir” dedi.

AA